<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Prof. Stefano D&#039;Anna - Türkçe &#187; Makaleler</title>
	<atom:link href="http://profstefanodanna.com/tr/category/makaleler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://profstefanodanna.com/tr</link>
	<description>Prof. Stefano D&#039;Anna Resmi Websitesi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 28 Apr 2014 04:41:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>en-US</language>
		<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
		<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=4.0.38</generator>
	<item>
		<title>Prof. Stefano D&#8217;Anna&#8217;nın Düşleyenler için tasarladığı Günlüğü olan Ajanda, 2014 çıktı</title>
		<link>http://profstefanodanna.com/tr/2014/01/20/prof-stefano-dannanin-dusleyenler-icin-tasarladigi-gunlugu-olan-ajanda-2014-cikti/</link>
		<comments>http://profstefanodanna.com/tr/2014/01/20/prof-stefano-dannanin-dusleyenler-icin-tasarladigi-gunlugu-olan-ajanda-2014-cikti/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Jan 2014 22:34:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[stefanodanna]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://profstefanodanna.com/tr/?p=1260</guid>
		<description><![CDATA[Prof. Stefano D&#8217;Anna&#8217;nın Düşleyenler için tasarladığı Günlüğü olan Ajanda, 2014 çıktı: GÜNLÜK, günlük hayatınızda tanıştığınız insanların, olayların ve şartların – sol sayfaya alacağınız notlarla – aslında duygularınızın, düşüncelerinizin ve hislerinizin – sağ sayfaya düşeceğiniz notlarla – somut bir yansımasından başka birşey olmadığını farketmeden bütün bir yaşamınızın kayıp gitmesini önlemek için oluşturuldu. &#160; Kendini gözlemlemek,  kendini [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Stefano D&#8217;Anna&#8217;nın Düşleyenler için tasarladığı Günlüğü olan Ajanda, 2014 çıktı:</p>
<p><a href="http://profstefanodanna.com/tr/files/2014/01/agenda3.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-1261" alt="agenda3" src="http://profstefanodanna.com/tr/files/2014/01/agenda3-199x300.jpg" width="199" height="300" /></a></p>
<p>GÜNLÜK, günlük hayatınızda tanıştığınız insanların, olayların ve şartların – sol sayfaya alacağınız notlarla – aslında duygularınızın, düşüncelerinizin ve hislerinizin – sağ sayfaya düşeceğiniz notlarla – somut bir yansımasından başka birşey olmadığını farketmeden bütün bir yaşamınızın kayıp gitmesini önlemek için oluşturuldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kendini gözlemlemek,  kendini düzeltmektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://profstefanodanna.com/tr/2014/01/20/prof-stefano-dannanin-dusleyenler-icin-tasarladigi-gunlugu-olan-ajanda-2014-cikti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bilkent Üniversitesi Tasarım ve Mimarlık Topluluğu toplantısı</title>
		<link>http://profstefanodanna.com/tr/2013/04/13/bilkent-universitesi-tasarim-ve-mimarlik-toplulugu-toplantisi/</link>
		<comments>http://profstefanodanna.com/tr/2013/04/13/bilkent-universitesi-tasarim-ve-mimarlik-toplulugu-toplantisi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Apr 2013 18:13:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[stefanodanna]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://profstefanodanna.com/tr/?p=1236</guid>
		<description><![CDATA[Prof. Stefano D&#8217;Anna 17 Nisan 2013 günü Bilkent Üniversitesi Tasarım ve Mimarlık Topluluğu toplantısına misafir konuşmacı olarak katılacaktır. Daha fazla bilgi için etkinlik sayfasını ziyaret edebilirsiniz: https://www.facebook.com/events/165374206953721/?notif_t=plan_edited]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Stefano D&#8217;Anna 17 Nisan 2013 günü Bilkent Üniversitesi Tasarım ve Mimarlık Topluluğu toplantısına misafir konuşmacı olarak katılacaktır. Daha fazla bilgi için etkinlik sayfasını ziyaret edebilirsiniz: <a href="https://www.facebook.com/events/165374206953721/?notif_t=plan_edited" target="_blank">https://www.facebook.com/<wbr />events/165374206953721/?notif_<wbr />t=plan_edited</a></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://profstefanodanna.com/tr/2013/04/13/bilkent-universitesi-tasarim-ve-mimarlik-toplulugu-toplantisi/303304_495818393801035_228937951_n/" rel="attachment wp-att-1237"><img class=" wp-image-1237 aligncenter" alt="303304_495818393801035_228937951_n" src="http://profstefanodanna.com/tr/files/2013/04/303304_495818393801035_228937951_n.jpg" width="571" height="211" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://profstefanodanna.com/tr/2013/04/13/bilkent-universitesi-tasarim-ve-mimarlik-toplulugu-toplantisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zamanın Fethi</title>
		<link>http://profstefanodanna.com/tr/2012/12/01/zamanin-fethi/</link>
		<comments>http://profstefanodanna.com/tr/2012/12/01/zamanin-fethi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 01 Dec 2012 19:11:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[stefanodanna]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://profstefanodanna.com/?p=855</guid>
		<description><![CDATA[Zaman ve zamansızlık, Hiçlik ve sonsuzluk arasındaki köprüdür insan. Zaman sadece bir tanım mıdır, kolektif bir hipnotizma mıdır, yoksa hayali, varolmayan bir boyut mudur? Onun zindanlarından kurtulmanın bir yolu var mıdır? Zaman’ın üstesinden gelmek için gerekli güce sahip olmak ve bize zamansızlığın rahiyasını vermesi için bazı araçları araştırdım.: sanatın ölümsüz bir parçasını, zamanı askıya alabilen [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://profstefanodanna.com/blog/2012/12/01/the-conquest-of-time/2801847-3970915/" rel="attachment wp-att-905"><img class="aligncenter  wp-image-905" alt="2801847-3970915" src="http://profstefanodanna.com/tr/files/2012/12/2801847-3970915.jpg" width="350" height="410" /></a></p>
<p align="right"><i>Zaman ve zamansızlık,</i></p>
<p align="right"><i>Hiçlik ve sonsuzluk arasındaki köprüdür insan.</i></p>
<p><i>Zaman sadece bir tanım mıdır, kolektif bir hipnotizma mıdır, yoksa hayali, varolmayan bir boyut mudur? Onun zindanlarından kurtulmanın bir yolu var mıdır? Zaman’ın üstesinden gelmek için gerekli güce sahip olmak ve bize zamansızlığın rahiyasını vermesi için bazı araçları araştırdım.: sanatın ölümsüz bir parçasını, zamanı askıya alabilen bir saati,  henüz gerçekleşmemiş planları ve randevuları kaydeden bir Ajanda ve Günlük; bunlardan herhangi biri bizi Cronus’a, zamanın ve onun çocuklarının zalim ve yok edici tanrısına karşı bizi koruyacak tılsım olabilir. Bu zamandan bağımsız objeler, sevdiklerinize orjinal bir hediye olma fikrini de size sağlayabilir. </i></p>
<p><b>Zamanı durdurmak için bir Saat</b></p>
<p>Geçtiğimiz Ekim ayında Milano’daki Hermés sanat galerisinin resmi açılışından önceki özel açılışına aldığım davetle bu makalenin fikri doğdu. Bu davetle birlikte Arceau saatinin, “Le temps suspendu”, genel anlamıyla “durdurulmuş zaman” olduğunu öğrendim; ve bu saat tam anlamıyla bunu yapıyor. Bunu başarmak ve geliştirmek yıllarını almış çünkü bu özel ve yeni şekline kavuşması ve bu şekilde çalışması için büyük zorluklarla karşılaşmışlar. Daha önce hiçbir saatte olmayan özelliği, saatin koruyucusunun sol tarafındaki buton sağlıyor. Ona bastığınızda, akrep ve yelkovan hareket etmeyi durduruyor. Saatin içinde, akrep ile yelkovanın normal hareketlerinin kaydı tutulmaya devam ediliyor ancak saatin kadranında siz bu hareketi göremiyorsunuz. Tekrar sol taraftaki butona bastığınızda, zaman normale dönüyor.</p>
<p>Bir kişi onu bir oyuncak veya oynanacak fuzuli bir şey gibi görüp ilgilenmeyebilir, fakat ben onu insanlığın binlerce yıllık arayışının ve en kadim düşünün sembolik icrasının portresinde gördüm : zamanı yen veya en azından askıya al.</p>
<p>Antik Yunanlılar tanrısal bir görevi üstlendiler. İnsanlığın tarihinde ilk defa  imkansızı düşündüler; sanat, güzellik, uyum, felsefe, tiyatro ve vücudun iyileşmesi aracılığı ile zamanı yenebilecek güce sahip bir medeniyeti düşlediler…Düşleme Sanatı. Zamanı ölçmekle hiç ilgilenmemekle kalmadılar, aynı zamanda tanrıların en korkuncunu, kendi çocuklarını yok</p>
<p>eden zaman tanrısı Kronos’un efsanesini yarattılar. Bu efsane, binlerce yıllık bir uyarıyı beraberinde taşımaktadır : “Dikkatli ol! Eğer zamanın çocuğuysan, zaman tarafından yok edileceksin”.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b><a href="http://profstefanodanna.com/blog/2012/12/01/the-conquest-of-time/goya-saturn-devouring-his-children-11/" rel="attachment wp-att-907"><img class="aligncenter" alt="goya-saturn-devouring-his-children-11" src="http://profstefanodanna.com/tr/files/2012/12/goya-saturn-devouring-his-children-11.jpg" width="387" height="563" /></a></b></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Durdurulmuş zaman” ın keşfi, bizim her zaman düşlediğimiz şeyle karşılaştığımıza dair derinlere kök salmış inancımı perçinledi. Bu saatin konsepti, Sinedie Yayınları tarafından Türk okuyucularım ve destekçilerim için henüz yeni basılmış olan ve yıllardır düşlediğim zamandan bağımsız ajanda ve günlük ile müthiş bir uyum içerisindeydi. Saat ve ajanda, aynı paradoksun üzerine temel atmışlardı : zamanla baş etmek, zamanı ölçmek ve zamanı yönetmek için üretilmiş nesneler, onu durdurmak ve bizi zamandan bağımsız bir boyuta doğru yönlendirmek amacıyla oluşturulmuşlardır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://profstefanodanna.com/blog/2012/12/01/the-conquest-of-time/photo/" rel="attachment wp-att-945"><img class="aligncenter" alt="photo" src="http://profstefanodanna.com/tr/files/2012/12/photo.jpg" width="237" height="229" /></a></p>
<p><b> </b></p>
<p><b>Zamandan Bağımsız Ajanda&amp;Günlük</b></p>
<p>Hermés’in eşsiz, zamanı askıya alan saatinin mühendislik çalışmalarının meydan okuyuşunun üstesinden gelmesi ve tarihi modelini pazarlaması için gerekli olan yıllar içinde ben de eş zamanlı olarak hepimizin bildiği geleneksel ajandayı değiştirmek ve zamanın zindanlarından kaçıp kurtulma gücüne sahip devrimsel pedagojik bir araça dönüştürmek adına araştırmalarımı yürütüyordum.</p>
<p>Paradoks olarak zamana karşı çalışan bir saatin konsepti içine sıkıştırılmış olan fikir,  randevularımızı kurguladığımız ve onlar aracılığı ile sonuca ulaşacağımız fikrini ortadan kaldırmak üzere tasarlanmış olan Zamandan Bağımsız Ajanda&amp;Günlük’ün konseptinin içinde şekillendirilmiştir. Ardarda geçen haftalardan sonra, içinizde meydana gelen her şeyin zamansızlık içinde meydana geldiğini ve bunun dışsal gerçekliğinizin içinde – zamanda – meydana gelen her şeyin kökeni ve ana kaynağı olduğunu size fark ettirir.  Bu yüzden, Günlük ve Ajanda’yı beraberce tutarak, zaman içinde hayatınızda olup bitenleri sol sayfaya ve kendi içinizde olup bitenleri ise sağ sayfaya not ederek, kısa zaman sonra olayları ve randevuları henüz gerçekleşmeden ve gözle görünür hale gelmeden kaydedebilir hale geleceksiniz.  Bu, hayatınızda karşılaştığınız insanların veya günlük yaşamınızdaki olay veya durumların, yani sol sayfaya not ettiğiniz şeylerin, duygularınızın, düşüncelerinizin ve hislerinizin, yani sağ sayfaya not ettiğiniz şeylerin maddesel yansımasından başka bir şey olmadığını fark ettiğinizde olacaktır.</p>
<p>Yaşamlarımız sanki gözle görünür ve dışsal olaylardan meydana geliyormuş gibi konuşmaya veya düşünmeye eğitilmişizdir. Gerçekte, varoluşumuz aynı anda iki paralel ray üzerinde ilerlemektedir; biri; <b>zaman içinde</b> bize doğru yaklaşan ve birbirini izleyen olgular ve koşullar, yani ‘dışsal olaylar’, diğeri ise <b>zamandan bağımsız</b> olarak tabiatımızın, ruh hallerimizin, düşüncelerimizin ve duygularımızın itici kuvveti olan ‘içsel durumlar’.</p>
<p>Yaşadığımız dışsal olayların kalitesi, ve başımıza gelen herşey, kendi içimizde bir nehir gibi akan ve bizi kazanan veya kaybeden, zengin veya fakir, mutlu veya zavallı yapan duygularımızın, tutkularımızın, düşüncelerimizin, umutlarımızın, hırslarımızın, anılarımızın ve hayallerimizin, korkularımızın, belirsizliklerimizin ve bütün duyumsamalarımızın, çekimlerimizin, arzularımızın, hoşnutsuzluklarımızın, sevgimizin ve nefretimizin maddeleşmiş hali ve mükemmel bir yansımasıdır.</p>
<p>Sizi, fikirlerinizi ve düşüncelerinizi, ne hissettiğinizi, ve yaşamınızdaki olaylara ve koşullara ne şekilde dahil olduğunuzu ve nasıl tepki verdiğinizi kaydetmeye teşvik ederken, Zamandan Bağımsız Ajanda &amp; Günlük, varoluşunuzun kontrolünü elinize almanızı ve kaderinizin yönünü tayin etmenizi amaçlayarak  kendinizi keşfetmenize ve kendiniz tanımanıza katkıda bulunacak.</p>
<p>Gerçekte, bir insanın dış hayatının kalitesi, ve başına gelen herşey, onun Oluş’unun durumlarının mükemmel bir yansıması, düşünce ve inançlarının maddeleşmiş halidir. Psikolojimiz yaşamımızı yaratır.</p>
<p><b>Ölümsüz bir Sanat Eseri</b></p>
<p>Eğer sınırlı bir bütçeniz yoksa, Hermés bir saatten veya Ajanda&amp;Günlük’ün de ötesinde bir şey satın almayı düşünebilirsiniz, mesela bir Picasso şaheseri gibi ölümsüz bir nesneyi satın alabilirsiniz. 1932 “Le Reve” (Düş) adlı yağlıboya eseri, 1997 yılında Christie’s Müzayede Evi’nde 48 milyon dolara alıcı buldu ve daha yakın tarihlerde, 2001 yılında aynı sanat eseri, Steve Wynn tarafından 60 milyon doların üzerinde olduğu tahmin edilen gizli bir meblağa satın alındı. Eğer bir sanat eseri, zamanın ötesine geçebilme gücüne sahip bir uzay gemisine dönüşmeseydi, bu kadar büyük bir değerin sadece bir sanat eserine atfedilmesi açıklaması zor bir gizem gibi görünebilirdi.</p>
<p>Gerçek ölümsüz olan sanat eserlerine son derece nadir rastlanır. Evrensel şaheserlerin Olimpos’una girebilmek, zihnimizin belirli nesnelere ilişkin görüşlerinin sihrine sahip olmaları ve çocukluk vizyonlarının ve düşlerinin diyarına girebilmeleri için onların bütün insani limitlerden bağımsız olması, mantığın bariyerlerini ve genel geçer aklı yıkıp geçmesi gerekir.</p>
<p>Çocukluğa özgü olan esas olana, basitliğe ve saflığa dönen ressamlar vardır. Onlar, sanatsal arayışlarını çocukların evreninden faydalanarak besliyorlar. Paul Gauguin der ki : “Partenon’un (Athena’nın Tapınağı) atlarının ötesine gitmek, oraya geri dönmek isterdim, ta ki çocukluğumun atlıkarıncasını bulana kadar.”</p>
<p><img class="aligncenter" alt="Le Reve" src="http://profstefanodanna.com/tr/files/2012/12/Le-Reve.jpg" width="304" height="400" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://profstefanodanna.com/tr/2012/12/01/zamanin-fethi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaşamınızı bir başyapıta dönüştürün</title>
		<link>http://profstefanodanna.com/tr/2012/10/01/yasaminizi_bir_basyapita_donusturun/</link>
		<comments>http://profstefanodanna.com/tr/2012/10/01/yasaminizi_bir_basyapita_donusturun/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Oct 2012 18:59:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[stefanodanna]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://profstefanodanna.com/?p=848</guid>
		<description><![CDATA[Her insan, daimi olarak, sadece tek bir başyapıt  üzerinde çalışmakla yükümlü olan bir sanatçıdır, bu başyapıt kendisidir. &#160; &#160; Mükemmellik Kavramı Mükemmellik kavramı, insanoğlunun yaşamında bir sonuşmaz, hiçbir zaman gerçekleştirilemeyecek olan hayali bir özlemdir. Bütün zamanların şairleri, ressamları, filozofları ve dünya nimetlerinden elini eteğini çekmiş olan dervişler nafile yere mükemmelliğin peşine düşmüşlerdir. Yaşam çizgimiz, mükemmellik eğrisine [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter size-full wp-image-778" alt="Riace Bronzes 2" src="http://profstefanodanna.com/tr/files/2012/12/Riace-Bronzes-2.jpg" width="383" height="491" /></p>
<div>
<div><em>Her insan,</em></div>
<div><em>daimi olarak,</em></div>
<div><em>sadece tek bir başyapıt </em></div>
<div><em>üzerinde çalışmakla yükümlü olan bir sanatçıdır,</em></div>
<div><em>bu başyapıt kendisidir.</em></div>
<div></div>
<p>&nbsp;<br />
&nbsp;</p>
<div><strong>Mükemmellik Kavramı</strong></div>
<div></div>
<div>Mükemmellik kavramı, insanoğlunun yaşamında bir sonuşmaz, hiçbir zaman gerçekleştirilemeyecek olan hayali bir özlemdir. Bütün zamanların şairleri, ressamları, filozofları ve dünya nimetlerinden elini eteğini çekmiş olan dervişler nafile yere mükemmelliğin peşine düşmüşlerdir. Yaşam çizgimiz, mükemmellik eğrisine kavuşma şansı olmadan sürekli olarak yaklaşma eğilimindedir. Buna rağmen insani gelişim için hiçbir amaç, mükemmellik kavramından daha kullanışlı ve önemli olmamıştır. Bunu, medeniyetimizin lokomotifi olarak da adlandırabilirdik. Siz sevgili Tempo okuyucularım için bunu bizzat araştırdım ve keşfettim.</div>
<div></div>
<div>Mükemmellik kelimesi, ingilizcede Latin kelimesi olan perfectus kelimesinden kökünü alır, o da perficere kelimesinden türemiştir. Perficere ise iki kelimeden oluşmaktadır; per (tamamen) ve facere (yapmak). Bunun sonucu olarak, eski çağlarda Romalılar için mükemmel kelimesinin esas manası tamamlanmış bir eylemi veya bir şeyi ifade ediyordu. Bu soyacağına göre tamamlanmamış bir şey mükemmel olarak tanımlanamazdı.</div>
<div></div>
<div>Bütün bunlara rağmen, mükemmellik kavramı tekrar Latince köküne geriye dönmektedir. Latincedeki ‘perfectus’ un Yunanca’daki karşılığı bu kavramın daha uygulanabilir bir yansımasını tanımlayan ‘teleos’ kelimesidir. Mükemmelliğin tanımı öyle iyiydi ki antik çağlardaki Yunanlılar için daha iyi bir tanım olamazdı. Onlara göre, bir şey veya bir eylem ancak amacına ulaştığında  mükemmel olabilirdi. Bundan dolayı, mükemmelliğin, mükemmel bir müzisyen, mükemmel bir yemek veya mükemmel bir sosyal sistem gibi ancak somut karşılıkları olabiliyordu.</div>
<div></div>
<div>Araştırmamızın hemen başında mükemmelliğe erişirken ve onu anlamak adına daha derinlere nüfus etmeye çalışırken, kendimizi bu terimdeki bir dualite ile karşı karşıya bulduk, mükemmelliğin iki manası veya daha ziyade aynı kavramın iki farklı yüzü diyelim:</div>
<div></div>
<div>a) Tam olan şey, bütün gerekli kısımları bünyesinde barındıran, hiçbir şeyin eksik olmadığı ve hiçbir şey eklenemeyecek ya da çıkarılamayacak olan mükemmeldir. Bu, beraberinde bütünlük kavramını getirir.</div>
<div>b) Amacına ulaşmış olan mükemmeldir.</div>
<div></div>
<p>&nbsp;</p>
<div><strong>Bütünlük anlamındaki Mükemmellik</strong></div>
<div></div>
<div>Mükemmelliğe, eksiksizlik veya bütünlük olarak bakma fikriyle yolum kesiştiğinden itibaren bu kavramın özünün yorulmak bilmeyen arayıcısı oldum.</div>
<div>Bıkıp usanmadan araştırdım. Bunun izlerini heryerde görebiliyordum; ‘universe’ (Latince: versus unum)‘evren’ kelimesinin ölümsüz harflerine, ‘monk’ (Latince: monos) teriminin anlamına, din kelimesinin (İngilizce: ‘religion’) Latin kökenine (re-legere: birleştirmek, birbirine bağlamak) etimolojik olarak kazınmıştı. ‘University’, ‘üniversite’ (Latince: versus unitatem) kelimesi, unutulmuş olan misyonunu etimolojik kökünde gizlice taşımaktadır : bir bütünlük okulu olmak. Türkiye’ye yaptığım pek çok ziyaretten birinde, Türk geleneklerine dair derinlemesine araştırma yaparken Osmanlı İmparatorluğu döneminde üniversiteye eski dilde bütünlük, eksiksizlik anlamında gelen “Külliyet” dendiğini bulmuştum. Konya’da eskiden dergah olan Mevlana müzesinin girişindeki taşa bakarken gördüğüm kitabeyi içeren geniş bir levhayı dünyadaki bütün üniversitelerin alınlıklarına takarak onlara mükemmelliğin yüksek okulları, tamamlanmışlık okulları olma misyonlarını anımsatacak şekilde tekrar eskisi gibi onlara Külliyet demek ne kadar güzel bir hatırlatma olurdu.</div>
<div></div>
<div><em>Burası Aşıkların Kabesidir .</em></div>
<div><em>Eksiklikleriyle gelen kişi buradan bütün olarak çıkar.</em></div>
<div></div>
<div>Yıllarca bütünlük üzerine bulgularımı öğrencilerimle paylaştım. Bütünlük ve mükemmellik arasındaki bağlantıyı konuşmalar, makaleler, bilimsel yazılarda, konferanslar ve seminerler aracılığı ile keşfettim. İnsanlığın gelmiş geçmiş en büyük ruhsal kitaplarını incelediğimde ise sezgilerim onaylandı ve somut bir ifadede vücut buldu : İncil, Yüce Kuran, Tibet Ölüler Kitabı, Bhgavad Gita ve bütün kutsal metinler aslında insanın bütünlüğü ve kendisi ile birlik olma haline nasıl erişebileceğini izah eden bütünlük hakkındaki kitaplardı. Bhagvad Gita bunu şiirsel bir dilde ‘ruhun tekbaşınalığı’ olarak tanımlar. Ve bu kitaplar, insanın bütünlüğünü kaybettiğinde hangi yollardan tekrar geri kazanabileceğine dair kitaplardı. Bütünlük olarak tasarlanmış mükemmellik bizim doğuştan hakkımızdır ve dolayısıyla yaratılamaz. O zaten oradadır. Yaşamını bir başyapıta dönüştürebilmen için o sadece gömülmüş yerinden kazınarak çıkartılmalıdır.</div>
<div></div>
<p>&nbsp;
<div><strong>Mükemmelliğin İşlevi ve Amacı</strong></div>
<div></div>
<div>Yüzyıllardır, nesilden nesile, Yunan heykeltıraşlar insan vücudunun en gerçekçi reprodüksiyonunu yaratma yönünde sanatlarını geliştirdiler. Bu, insanlığın mazisinde daha önce hiç yapılmamış bir şeydir. Yunanistan, sanatta mükemmellik fikrinin peşine düşerken, bunu insanın replikalarına gittikçe daha da yakınlaşma gücüne, insan vücudunun farklı kısımlarının bir sistem olarak işleyişine bütün olarak hakim olmaya erişme ve detaylı bir şekilde dakikalarca üzerine çalışarak mermerlerin içinde insan vücudunun kopyasını çıkartmak olarak düşünmüştür. Şu anda New Acropolis Müzesi’nde sergilenmekte olan The Kritios Boy (ephebos) heykeli, insandan da daha insani bir şeyi yaratmaya dair Yunan sanatının en üst noktasını temsil etmektedir. Bu mermer heykel sanatın ilk mükemmel nü eseri olarak tanımlanmaktadır. Olağanüstü olan şey şudur ki; Yunan sanatkarları yaşamın imitasyonunu yapma konusunda mükemmelliğe eriştikleri ve sonsuzluğa mükemmel heykeller üretebilecekleri noktada, bir nesilde bunu durdurmuşlardır. Bu, Yunan kültürünün mükemmellik için yaptığı tanım hatırlanmadan anlaşılamaz: amacına ulaşan şey mükemmeldir. Ve mükemmelliğin amacı onlar için izleyiciler üzerinde bıraktığı etkiydi: Yunanlıların beyinlerine ve ruhlarının derinliklerine güzelliğin ve mükemmelliğin yerleştirebileceği merak hissi, bağışlanma ve kurtuluş anlayışı tıpkı yaşamın kaosuna ve ızdıraplarına deva gibi. Bu mükemmellik, merak ve hayranlıkla karışık bir şaşkınlık yerine bıkkınlık yaratıyorsa, bu, onun bütün fonksiyonunu yitirdiği ve daha yüksek bir düzenin mükemmelliğine hareket etmek üzere kendi sınırını aşması gerektiği anlamına geliyordu.</div>
<div></div>
<p>&nbsp;</p>
<div><strong>Mübalağa Etkisi</strong></div>
<div></div>
<div>İşte bu, onların yaşamın pasif reprodüksiyonunu üretmekten oldukça uzaklaştıkları ve Riace bronz heykelleri gibi başyapıtların ortaya çıkmaya başlamasının hikayesidir. Bu heykellerde vücudun pozisyonu, vücudun ve bacakların boyu öyle bir mükemmellik sınırına dayatılmıştır ki bunu gerçek bir insanda asla göremezsiniz. Onlar, gerçek dışı vücutları temsil etmektedirler. Gerçekçiliğe hakim olan ilk medeniyet daha ileriye gitmek için mübalağayı kullanmıştır. Onları görmek için Reggi Calabria’daki bütün imkanları kullandım. Tek kelimeyle görkemliler. Riace bronz heykellerinden başlayarak Yunan Sanatı işlevini ve amacını geri kazanmakta ve 2.500 yıl sonra bugün hala bu eşsiz başyapıtlar, onurun, savaşçı ruhunun, fiziksel ve ahlaki gücün unutulmaz etkilerini izleyicilerde ortaya çıkartarak onlara ilham veriyorlar. Buradan itibaren sanat gerçekçilik ve güzellik amacından oldukça öteye taşınacağı uzun yolculuğuna başlar ve müzik, şiir, görsel sanatlar ve mimaride güzelliğin ve mükemmelliğin artık sanatsal değerler olmadığı yirminci yüzyıla kadar gelir. Onlar hala orijinalliğin peşindedir ve amaçları hala görkemli olmaktır fakat bizi  rahatsız ederek, şok ederek ve ahlaki tabuları yıkarak bunu yapmaktır. Güzelliği kaybediyoruz ve güzellikle beraber yaşamın anlayışını da yitiriyoruz.</div>
<div></div>
<p>&nbsp;
<div><strong>Kusurluluk Mükemmeldir</strong></div>
<div></div>
<div>Yunanlılardan sonra, Rönesans, mükemmelliğin statik olmayacağı fakat sürekli olarak kendi kendinin sınırını aşması gerektiği fikrini beraberinde getirdi. Barok estetiği gerçek mükemmelliğin gelişim için bir potansiyele sahip olması gerektiği, ilerleme ve geliştirilme kapasitesine sahip olması gerektiği varsayımının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu bakış açısı, en büyük mükemmelliğin eksiklik olduğu tekil paradoksuna öncülük etmektedir. Bu, bir sanat eserinin mükemmelliğinin planlı olarak tamamlanmamış olmasına dayanmaktadır, böylece izleyiciyi aktif olmaya ve zihinsel olarak onu bütünlemeye, sanatkarla birlikte yaratmaya iştirak ederek eseri tamamlamaya ve kendi hayal gücünün çabası ile onun bütünlüğüne katkıda  bulunmasını sağlayabilir.</div>
<div></div>
<div>Michelangelo’nun bitmemiş heykeli olan kölelerin altı heykelinin yarım kalmış serisinin bir parçası olan Atlas köle heykeli, tamamlanmışlığın mükemmelliği fikriyle çelişkili görünüyor olabilir. Ancak bu heykel, insanlığı kendi varoluşunun içine hapsedilişini temsil eden bir dünya ikonu haline gelmiştir.</div>
<div></div>
<p>&nbsp;</p>
<div><strong>Bir Bardak Çaydaki Mükemmellik</strong></div>
<div></div>
<div>Mükemmelliğin Boyut’u yoktur, Zaman’ı yoktur. Ne fazla küçüktür, ne eskidir, ne de demodedir. Mükemmel eşsizdir, hiç kimse veya hiç bir şey ile mukayese edilmez. Ben Geleceğin Liderleri için FLW Programı’nda katılımcıları mükemmelliğe dokunma noktasına getirmeye çalışıyorum. Biz bunu Michelangelo’nun David’inde bulabileceğimiz gibi binlerce yıllık Japon gelenekleri ile yeşil çayın hazırlanışı ve törensel sunumu olan Japon Çay Seramonisi’nde de bulabiliriz. Benim fikrim şudur ki; eğer bir şeyin nasıl kusursuzca yapılacağını öğrenirseniz, bu bir bardak çay hazırlamak bile olabilir, onun mükemmelliği varlığınızın her köşesini aydınlatacaktır. Mükemmellikle karşılaşırsanız onu asla unutamazsınız. Onun kokusu ve tadı ruhunuza demir attığı yerde sonsuza dek orda korunacaktır.</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://profstefanodanna.com/tr/2012/10/01/yasaminizi_bir_basyapita_donusturun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ramazan : Bugünün dünyasında Dua ve Oruç’un Anlamı ve Önemi</title>
		<link>http://profstefanodanna.com/tr/2012/08/01/ramazan/</link>
		<comments>http://profstefanodanna.com/tr/2012/08/01/ramazan/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Aug 2012 17:23:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[stefanodanna]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://profstefanodanna.com/?p=781</guid>
		<description><![CDATA[Zamanın başlangıcından itibaren, antik çağlardaki medeniyetlerden modern dünyaya gelene kadar, yüzyıllar boyunca bütün geleneklerde, dua etmek ve oruç tutmak her zaman, manevi ve derin dünyamızın en ayrıcalıklı araçları olmuşlardır. Bu makale, dua etmenin ve oruç tutmanın tarihi, anlamı ve önemi ile beraber modern dünyada bu uygulamaların gerçek ve öz manalarının ne kadarının varlığını sürdürdüğünü anlamak [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://profstefanodanna.com/blog/2012/12/24/ramadan-significance-of-praying-and-fasting-in-todays-world/mevlana/" rel="attachment wp-att-777"><img class="aligncenter size-full wp-image-777" alt="Mevlana" src="http://profstefanodanna.com/tr/files/2012/12/Mevlana.jpg" width="415" height="311" /></a></p>
<p>Zamanın başlangıcından itibaren, antik çağlardaki medeniyetlerden modern dünyaya gelene kadar, yüzyıllar boyunca bütün geleneklerde, dua etmek ve oruç tutmak her zaman, manevi ve derin dünyamızın en ayrıcalıklı araçları olmuşlardır. Bu makale, dua etmenin ve oruç tutmanın tarihi, anlamı ve önemi ile beraber modern dünyada bu uygulamaların gerçek ve öz manalarının ne kadarının varlığını sürdürdüğünü anlamak üzerine yazılmıştır.</p>
<p><strong>Amerika’da Dua etmek, oruç tutmak, tevazu günü</strong></p>
<p>Antik ve modern toplumlarda Tanrıların korumasını kazanmak, yeniden lütuflarına erişmek için çok büyük zorluk veya tehlike anlarında tanrılara kurbanlar ve adaklar adanmıştır. ABD kongresi tarafından on yıl önce kadar, 27 Mart 2003 tarihinin, “azla yetinme ve tevazu günü” ilan edilerek dua ve oruca ithaf edilmek üzere oybirliği ile onaylanmış olduğunu, büyük bir olasılıkla pek az kişi hatırlayacaktır. Resmi sebep oldukça şaşırtıcıydı : Irak’ta esir alınmış olan Amerikalı askerlerin ilahi korunmasına destek olmak. Böyle bir kararlılığın benzeri, 1883 yılında Lincoln ulusal günahlar için bir günlük kefaret talep ettiğinde ve 1776 yılında anti-sömürgeci mücadelede İngiltere’ye karşı Kongre’nin bir günlüğüne Tanrı’nın ilhamı ve rehberliği için dua etmeyi oyladığında görülmüştü. Bu, Amerika gibi modern, sözde laik bir ülkeyi; antik toplumların, binlerce yıllık geleneklerinin hiçbir zaman soyu tükenmemiş olan manevi uygulamalarına ve ruhsal arınma yöntemlerine bağlıyordu.</p>
<p><strong>Ramazan</strong></p>
<p>Bu makalenin ana fikri; Türkiye’de ve dünyada milyonlarca Müslüman’ın dua ettiği ve oruç tutarak kutladığı yılın özel bir zamanı olan Ramazan ayında tesadüfen Istanbul’da bulunmam sebebi ile ortaya çıktı. Bu önemli olayın tarihini, anlamını ve önemini daha fazla öğrenmek için çok büyük bir heyecan duyduğum gibi, Istanbul’da kaldığım iki haftalık sure zarfında bu konuyu oruç tutarak bizzat kendim yaşayarak anlamaya karar verdim. Zira, Ramazan, katiyeti ve esas amacı; herkes tarafından tam bilinmemesine veya unutulmuş olmasına rağmen İslami inanışta yer alan çok güzel bir gelenek olup, onu derinlemesine anlamak için uygulamaktan başka bir seçeneğiniz olamaz. Oruç tutmaya niyet ettikçe ve buna sebat ettikçe, her geçen gün kendimi evrensel bir etkinliğin, coğrafi ve politik sınırların da ötesinde geniş kapsamlı bir arınmanın, kelimelerle ifade edilemez şekilde bir parçası olduğumu hissettim. İslam’ın beş şartından olan ve çok önemli bir uygulama olduğunu fark ettiğim oruç tutmak, dua ile bir araya geldiğinde iradenin ve manevi disiplinin bir alıştırması olarak ortaya çıkıyor ve kendi içimde sağlıklı bir tevazu ve hatta daha da fazlası bütün insanlıkla birlik, beraberlik ve dayanışma içinde olma hissini yaratıyordu. Oruç tutarken, batılılardan çok farklı fikirler duydum, bunlardan bazıları bütün yetişkin Müslümanları bağlayan yükümlülüklerle ilgili hiç ispatlanmamış batıl inançlardı. Onlara göre bu şart, oldukça anlamsız, hatta doğa yasalarına göre tahrip edici geliyordu. Onlar gelenek olarak riyazeti, dini oruç uygulamalarını geçmiş çağlardaki gelenek ve kültürlerle bağdaşmış olarak biliyorlardı ancak böyle bir disiplinin, modern iş dünyasının sorumluluklarının ve baskısının altındaki aktif bir insan tarafından uygulanabileceğini hiçbir zaman düşünmediler veya hayal bile edemediler. İslami inançtaki Ramazan bile, en katı haliyle, her senenin dokuzuncu ayında sadece bir ay sürüyor. Ani ve radikal bir tepki ile bir anda oruç tutmaya karşı bir tavır sergileniyor. Bu talep çoğuna insafsız, dayanılmaz ve hatta bir kişinin sağlığı için tehlikeli dahi görünebiliyor. Kişisel ve kısa yaşadığım tecrübeme dayanarak, ben orucu toksinlerden ve birçok zehirleyici alışkanlığın etkilerinden kurtulmak gibi gördüm. Müezzinin ezanla birlikte İftar vaktinin geldiğini duyurması, caminin minarelerinin ışıkları, üzerindeki renkli Ramazan yazıları ve uzun oruçlu saatlerden sonra oruç açarken yenen ilk siyah zeytinin tadı en güzel anılarım ve tecrübelerim arasında en kıymetli yerde benimle sonsuza dek kalacaklar.</p>
<p><strong>Oruç sadece yiyecekten uzak durmak demek değil</strong></p>
<p>Fark ettim ki, Ramazan’a saygı duymak sadece yemekten ve içecekten uzak durmak değil, aynı zamanda olumsuz davranış ve duygulardan da sakınmak anlamına geliyor. İnsanlık olumsuz düşünüyor ve hissediyor, sıradan insanların yaşamı korku, mutsuz duygular ve olumsuz hayal gücü tarafından yönetiliyor. Bu bağlamda, Ramazan, düşmanların yakın arkadaşlara dönüştürüldüğü, yiyeceğin paylaşıldığı, açlığın olmadığı bir yer, aileye, arkadaşlara itina gösterilen, kendine ve Allah’a yaklaşmaya önemin verildiği, yani sağlıklı ve iyileşmiş bir dünyanın ütopik görüntüsünün dışavurumu denilebilir. Aileler, akrabalar ve arkadaşlar güneş batımında, o gün tutulan orucu sona erdiren ve günün ana yemeği olan iftar yemeği için bir araya geliyor.</p>
<p><strong>Kahvaltı (Breakfast) kelimesinin gerçek anlamı</strong></p>
<p>Kahvaltı aslında, dünyanın pek çok yerinde insanların inandığı ve ingilizce kelimesinde olduğu gibi breakfast – a fast break yani gece boyunca dinlenmiş mideyi sabah hızlıca yiyecekle doldurmak değil, bir nevi oruç bozmaktır yani breaking a fast anlamındadır, tıpkı iftar yemeği gibi.. Orucunu bozman adına çok özel bir kutlama anıdır, kutsal bir önem taşır ve bütün bunlar hakkında bilinçli olmayı gerektirir. Bu bağlamda, sizlere; her sabahı bir kutlamaya dönüştürmenizi, yeni bir günün başlangıcını şükürle yapmanızı, sabah yemek yeme alışkanlığınıza bu öğünün esas anlamını hayatınıza geri getirmenizi ve amacına uygun ve bilinçli olarak yemek yemenizi öneririm. Iftar, orucu sonlandıran bir öğün olduğuna göre, bu manada oldukça zayıf kalan Kahvaltı kelimesi yerine, yeni, güzel ve anlamlı bir ifade kullanılabilir: iftar yani oruç bozmak. Fark etmediğimiz halde, bu kelime bizi her sabah, yeni günün başında tetikte ve farkında tutacaktır ve bizi bir şekilde uyaracaktır; şu anda, herhangi bir yiyeceğin ağırlığı olmadan yüklenmemiş vücudun dingin ve mutlu halini kaybedeceğin kutsal alana giriş yapıyorsun.</p>
<p><strong>Mekanik Alışkanlıklara Çelme Takmak</strong></p>
<p>Ramazan, alışkanlıkların ve rutinin dışına çıkmak için çok güçlü bir yöntemdir. Bu bağlamda, mekanik bir davranışın dışına çıkmak, hayatımızda hissizlik ve sürekli tekrardan oluşmuş mekanik kalıpları kırmak adına ilahi bir strateji olarak tanımlanabilir. Ramazan’ın yarattığı bu tarz bir değişiklik; kendi kendini tekrar etmeye veya kendi kendini aldatmaya bir tuzak, kireçlenmiş zihniyetimizi korumak maksadıyla oluşan günlük rutinlerimize ve alışkanlıklarımıza yaptığımız bir numara olarak düşünülüp bence daha sıklıkla, hatta Ramazan dışında da uygulanmalıdır. Ramazan aynı zamanda günde bir öğünün yetişkinler için yeterli olduğuna dair gizli kalmış inanışın bilgisini de taşımaktadır. Vücut yiyecekten arındığında, organlar daha arınmış hale gelir…zihin berraklaşır, hazırdır…hızlıdır…hücrelerimiz şükran doludur ve yenilenmiştir. İyileşme süreci oluşum aşamasındadır, Oluş’un yeniden doğuşu başlar ve önce bedende ve daha sonra da dış dünyada kendini gösterir. İşin sırrı şudur ki organlarımızda yiyecek olmadığında, onlar gerçek ve doğal görevlerini yerine getirmeye başlarlar: düşlerler!&#8230;ve düşleme gücü aracılığıyla, her gün bir insanın ihtiyacı olabilecek her şeyi üretirler. Son olarak, Ramazan’ın sonunda her Müslümanın Zekat ve Fitre adı altında belli bir meblağ bağış yapması gerekmektedir. Bu para, yeni kıyafet ve yiyecek alacak durumu olmayan kişilere yardım ederek onların da, bayramlarını kutlamaları için bir destektir.</p>
<p><strong>Ramazan’ın geleneklerine hayranlık duydum</strong></p>
<p>Ramazan hakkındaki bütün bu derin düşünceler, gerçek anlam ve önemi yaygın olarak bilinmemesine veya sıklıkla çoğu kişi tarafından unutulmuş olmasına rağmen İslami inanç hakkında gerçekten güzel bir gelenek olduğuna yürekten kanaat getirmemi sağladı. Deneyimledikten sonra, önerim, Ramazan’ı yılda oniki aya, kültür, gelenek ve din sınırlarının da ötesinde bütün dünyaya yaymak olurdu. Benim için beden ve ruh adına harika bir disiplindi ve inanıyorum ki bütün insanlık böyle bir disiplinden önemli ölçüde faydalanırdı. Ben şahsen Ramazan’da uygulanması gereken, gördüğüm ve duyduğum ve kendimce uygulamaya çalıştığım tüm bu geleneklere hayranlık duydum.</p>
<p><strong>Orucun Kısa Tarihi</strong></p>
<p>Ramazan üzerine çalışmak ve onu deneyimlemek; niyetli olarak kendini mahrum etmeyi, tevazu ve tutumluluğa doğru atılan her bilinçli adımı yüzyıllar boyunca ve bütün geleneklerde kavramak için geleneksel orucun da ötesine geçerek daha derinlemesine araştırmama vesile oldu. Bu uygulamaların esasını ve bunları yaratmış olan gizli zekanın ve onların gerçek amacının arayışında antik çağlardan modern çağlara kadar insan medeniyetlerini inceledim. Aynı zamanda, sıklıkla arınma ve manevi egzersizlerinin, içi boş alışkanlıklara, sembolik olmadığında da batıl davranışlara indirgendiği modern dünyada bu zekanın ne kadarının varlığını sürdürdüğünü bulmak istedim. Bu araştırmamı sürdürürken, inisiye okulları ile, büyük mistik geleneklere ait sıradışı insanlarla karşılaştım. Çilecilerin dünyadan ellerini eteklerini çekmiş olmaları, keşişlerin tekbaşınalığı ve inzivaya çekilmişlerin sadelikleri, tek bir Okul’un ifadeleri gibi kendilerini gösteriyordu, kişinin farklı yönleri gibi bir insanın kendini ve yaşadığı koşulları özel yöntem ve çabalarla ve yıkılmaz bir inançla değiştirebileceğine dayanan zamandan bağımsız bir arayış olarak ortaya çıkıyordu. Daimi olarak, onların kendi kendinin efendisi olma uygulamasına ve disiplinine dair arayışları, sıradan bir kaderi müthiş bir maceraya dönüştürmek, yaşamlarını bir kahramanın hayatına dönüştürmek, ölümlü ve çatışmalarla istilaya uğramış eksik bir Oluş’un ahenk içinde ve bütün bir haldeki Oluş’a dönüşmesi niyetiyle çevrelenmişti. İnsanın, arınma haline eşlik eden ve onu duyuran işaretleri anlamaya, gözü kulağı genellikle kapalıdır. Sıradan insanlar bu işaretleri tersine okuyacaklar ve bunları iyileştirme değil de hastalık işaretleri olarak göreceklerdir. Lupelius’a göre, pozitif etkilerini almaya başladığımızda orucumuzu, perhizimizi bırakmaya kalkarız çünkü bunun gerektirdiği çabanın içerdiği acı, kimsenin yüzleşmek istemediği bir acıdır. Aynı zamanda keşfettim ki, oruç; bazı şeylerden bir süreliğine elini eteğini çekme, uzak durma, oldukça zor ve hatta umutsuz durumların üzerinden gelebilmek için bireyi ve kollektif dönüşümü daha üst bir Oluş seviyesine taşımak adına bir nevi arınma tekniğinin antik çağlardan itibaren uzaktan yankılanan sesi olarak varlığını sürdürmektedir. Pisagor’un Diospolis’teki Mistik Okullara giriş hakkı kazanmak için Mısır’a gittiği söylenir. Fakat okulun otoriteleri ona özel bir oruç ve nefes alma eğitiminden geçmesi gerektiğini söylerler, aksi halde içeriye alınmayacaktır. 40 gün süren oruç ve nefes alma eğitiminden sonra, farkında ve tetikte bir kişi olarak nihayetinde okula alınır. Pisagor’un efsanesinde ise şöyle anlatılıyor : “Pisagor’un içeriye girmesine izin verdiğiniz kişi Pisagor değil, çünkü ben o Pisagor değilim artık, şimdi bambaşka bir insanım, yeniden doğdum. Bu arınma sürecinde, oluş merkezim değişti. Bu eğitimden önce sadece akıl ve mantığımla idrak edebiliyordum. Ancak şimdi hissedebiliyorum. Şimdi, hakikat benim için bir kavram değil, fakat yaşamın kendisidir.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://profstefanodanna.com/tr/2012/08/01/ramazan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dünya İçin Bir Düş</title>
		<link>http://profstefanodanna.com/tr/2012/08/01/dunya_icin_bir_dus/</link>
		<comments>http://profstefanodanna.com/tr/2012/08/01/dunya_icin_bir_dus/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 01 Aug 2012 16:43:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[stefanodanna]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://profstefanodanna.com/?p=771</guid>
		<description><![CDATA[Fakirliği düşleyebiliriz. Zenginliği düşleyebiliriz. Cehennemi veya cenneti düşleyebiliriz. Ölümü veya sonsuza dek sürecek bir yaşamı düşleyebiliriz. Hepsi bize bağlıdır. Dünya tıpkı onu düşlediğimiz gibidir. &#160; Dünya için Bir Düş İnsanoğlu düşlemiyor. Olumsuz düşünüyor ve hissediyor. İnsanoğlunun mutlu bir sonu olacağına dair en ufak bir kitap veya bir film yoktur. Yaygın hastalıklar, savaşlar, çatışmalar, suçlar, cehalet, [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><a href="http://profstefanodanna.com/blog/2012/12/24/a-dream-for-the-world/3-prometheus/" rel="attachment wp-att-775"><img class="aligncenter size-full wp-image-775" alt="3 Prometheus" src="http://profstefanodanna.com/tr/files/2012/12/3-Prometheus.jpeg" width="240" height="304" /></a></p>
<div>Fakirliği düşleyebiliriz. Zenginliği düşleyebiliriz.</div>
<div>Cehennemi veya cenneti düşleyebiliriz.</div>
<div>Ölümü veya sonsuza dek sürecek bir yaşamı düşleyebiliriz.</div>
<div>Hepsi bize bağlıdır.</div>
<div>Dünya tıpkı onu düşlediğimiz gibidir.</div>
<div></div>
<div></div>
<p>&nbsp;</p>
<div><strong>Dünya için Bir Düş</strong></div>
<div></div>
<div>İnsanoğlu düşlemiyor. Olumsuz düşünüyor ve hissediyor. İnsanoğlunun mutlu bir sonu olacağına dair en ufak bir kitap veya bir film yoktur. Yaygın hastalıklar, savaşlar, çatışmalar, suçlar, cehalet, insan hakları tacizleri, kirlilik vs.. tersine düşlemenin, olumsuz hayal gücümüzün maddeleşmiş halinden başka bir şey değildir. Artık güzel bir düş düşlemenin zamanı geldi. Bu makale, dünyanın geleceği için en idealist projeye imza atmakla ilgilidir: Etik değerler ve bütünlükle hareket eden yeni bir liderler neslini yaratmak! Onlar insanoğlu için yeni bir rota çizecekler. Onlar olmadan hiçbir ilerleme kaydedilemez.</div>
<div></div>
<p>&nbsp;</p>
<div><strong>Prometheus Efsanesi</strong></div>
<div></div>
<div>Eğer bir gün Philadelphia’ya yolunuz düşerse, Sanat Müzesi’ne gitmeyi ihmal etmeyin. Orada, diğer başyapıtların arasında bulunan, yazarın en önemli eserlerinden birisi olarak adlandırdığı Peter Paul Rubens’ın ‘Prometheus Bound’ isimli fevkalade yapıtına hayranlık duyabilirsiniz. Eser, Prometheus’un Zeus’tan kutsal ateşi çalmakla ve insanlara vermekle suçlanarak Prometheus’un cezalandırılmasını, nadir görülen sembolik bir ifadeyle betimlemektedir. Bu Titan, insanoğlunun atası ve velinimeti olarak farz edilebilir.</div>
<div>Prometheus, insanoğluna, yani kendi yarattığı varlığa, hayat vermek için, onun evrimleşmesi için gerekli imkanı vermek adına, ateşi çalar. Bunun için, bir kayaya zincirlenmeye ve Tanrıların başı olan Zeus’un görevlendirmiş olduğu bir kartal tarafından sürekli olarak her gece yeniden oluşan karaciğerinin kemirilmesine mahkum olur. Gerçekte, efsaneye göre, bu işkence “sadece” üç bin yıl sürdü, ta ki Herkül, kartalı vahşice öldürüp, Prometheus’u zincirlerinden kurtarana kadar.</div>
<div></div>
<p>&nbsp;</p>
<div><strong>Zihinsel bir Devrim</strong></div>
<div></div>
<div>Bu kadim efsane bize geleceğimizden alınan iyi bir mesaj – insanoğluna duyulan acıma duygusu ile bir sevginin hikayesi olabilir.  Prometheus adaletsiz ve acımasız duruma karşı bir başkaldırının ve İnsan’ın muhtemel evrimini ilk düşleyeninin sembolüdür. Çürümekte olan insanlığın kaderini değiştirmeye ve yeni bir zeka pırıltısı getirmeye kabiliyeti olan yeni bir lider nesline ihtiyaç vardır.</div>
<div>Bizler; politikada da tıpkı iş dünyasında olduğu gibi en etkili motive edici faktörün Para olduğu, liderlerin insanlık pahasına güçlerini kazanabildiği, suçlu zihniyete sahip politikacıların ve kurumsal gangsterlerin, insanların ve bütün ulusların talihsiz ekonomilerinin hizmetinde olduğu bir çatışma toplumunda yaşıyoruz. İnsanların geleceği hakkında alınan kararların; silah üretiminden çevresel kirliliğe, ilaç üretiminden organize suçlara kadar, güzel bir düş’ün izinde alınmadığı, ancak Korku eğilimli bir toplum tarafından alındığını gösteriyor. Sonuç itibarı ile, çocuklarımıza miras olarak aldığımızdan daha da kötü koşullarda bir dünyayı teslim etmekteyiz ki, bu bir ihanet örneğidir.</div>
<div>Gezegenin binlerce yıllık sorunlarına çözüm olabilecek yeni bir düşünce yapısına, zihinsel bir devrime  ihtiyacımız var. Artık değişmemiz gerekiyor.</div>
<div></div>
<p>&nbsp;</p>
<div><strong>En Kadim Gerçek</strong></div>
<div></div>
<div>Değişim hiçbir zaman bir inanç sisteminden, bir felsefeden, bir devrimden ya da bir siyasi partiden gelmez. Başkaldırının arketipi olarak görülebilecek olan Prometheus’un efsanesi bu kadim gerçeği tekrar ileri sürmektedir : Değişim, yalnızca tek bir kararlı bireyin kişisel gayreti ile ufacık bir kıvılcım gibi başlayarak, dünyayı kasıp kavurabilecek kadar güçlü bir ateş gibi yayılabilecek parlak bir fikirden meydana gelir.</div>
<div>Her insani başarının ardında, her yeniliğin, her bilimsel veya sosyal zaferin kökeninde, dünyanın en zorlu çabalarının, ticari girişimlerinin,  güzel, faydalı, ve varlıklı olan her şeyin ardında istisnasız tek bir insan – bir birey ve onun düşü &#8211; vardır. Değişim, tarih boyunca yalnızca zamandan bağımsız düşünebilen, kendisini düşüne adamış bir birey sayesinde başlamıştır. Değişim, tıpkı bugünün iş dünyasında olduğu gibi günlerle veya üç aylık çeyreklerle değil, sınırsızca düşünen; insanlığın yeni yolunu çizerken kısa dönem çıkarlarına aldanmayan bir bireyin kişisel çabası ile gerçekleşir.</div>
<div>Dünyamıza sıkıntı veren binlerce yıllık problemlerin esas kaynağı, ahlaki değerlerin çöküşü, iş dünyasına ve politikaya adeta kutsal bir göreve hizmet edermişçesine yaklaşma kapasitesine sahip liderlerin eksikliğidir.Future Leaders for the World, bütün ulusların en stratejik kaynağı olarak etik değerler ve bütünlük ile hareket eden, yeni nesi liderler yetiştirmek üzere benim dünya için kurduğum düşün projesine ait bir programdır.</p>
</div>
<div></div>
<p>&nbsp;</p>
<div><strong>FLW Master Programı</strong></div>
<div></div>
<div>2 Aralik 2010’dan itibaren, liderliğin özü olan Bütünlük için en gelişmiş araştırma merkezini kurmak üzere New York’taki ESE Vakfı’ndaki görevimden ayrıldım ve diğer sahip olduğum tüm sorumluluklarımı azalttım. Bunların da ötesinde, dünya çapında seçilmiş en yetenekli öğrencilere, düşlerine inanmayı ve her yaptıkları işte korkusuzca hareket etmelerini ve daha önce hiçbir okulun, üniversitenin, ebeveynin ya da mentorun kendilerine iletmediği yücelik hissini, özgürlük için sınırsız sevgiyi ve bölünmez bütünlüğü, liderliğin en merkezi özelliği ve İnsan’ın hayatının en önemli başarısı olarak öğreten ve onlara ilham vermeyi hedefleyen Future Leaders fort he World Programı’nı kurdum.  Onlar, geleceğin liderleri, bütün ulusların iktisadi kalkınması ve insanın gelişimi için en stratejik kaynaklarıdır. Onlar olmadan hiçbir ilerleme kaydedilemez. Kurumsal bir lider ve önemli bir hayırsever olan arkadaşım George Koukis ile birlikte, bağımsız düşünürleri, devrimsel zihinleri, dünyanın ihtiyaç duyduğu bütünlük halinde başkaldırabilen kadın ve erkekleri yetiştirmek üzere gönlümüzü bu Dünya için bir Düş Programını kurmaya adadık. Başka bir alternatif veya günümüzdeki mevcut uygulamaların devamlılığı tehlikeli sonuçlara yol açacaktır.</div>
<div>Floransa ve Como&#8217;dan sonra Istanbul&#8217;da beşincisi düzenlenecek olan Future Leaders for the World Programı, 27 Nisan ve 4 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilecektir. Katılımcılar, başvuran adaylar arasından titizlikle seçilecektir. Sadece 25 katılımcı, bu özel bir haftalık eğitime iştirak edebilecektir.</div>
<div></div>
<p>&nbsp;</p>
<div><strong>İstanbul’daki  FLW Master Programı</strong></div>
<div></div>
<div>Uluslarası eğitimcilerden ve en prestijli konuşmacılardan oluşan özel bir ekip, Geleceğin Liderleri’ne yeteneklerini ve gerçek tutkularını keşfetme yolculuğunda rehberlik edeceklerdir. Sanat, Müzik, Tiyatro, Felsefe, Başarı Psikolojisi, Yaratıcılık, Fikir Ekonomileri, Duygusal Zeka ile birlikte spor, sağlıklı yaşam, takım çalışması, FLW Programı’nın derslerinden bazılarıdır.  Kendini keşfetme, gözlemleme, çalışma ve nihayetinde kendini tanımak; yenilmez bir liderin merkezi özellikleri olan Etik Değerleri ve Bütünlüğü yeniden canlandırmak için FLW Programı’nın bütünleyici ve ayrılmaz bir parçasıdır. FLW; mentorların (Kurumsal Liderlerin ve Üst Düzey Yöneticilerin) desteği ile her öğrenci ile tek tek ilgilenilenilen ve öğrencilerin tutkularını mesleklerine dönüştürebilmeleri ve hayatlarında sevdikleri işi hiçbir taviz vermeden yapabilmeleri yolunda bireysel yönlendirmelerin yapıldığı bir ortamdır.</div>
<div></div>
<p>&nbsp;</p>
<div><strong>Dünya için Geleceğin Lideri olmaya hazır mısınız? </strong></div>
<div></div>
<div>Hangi kıtadan, hangi ülkeden geldiğiniz fark etmez. Ulusunuz veya yetiştirilme tarzınız, geçmişiniz, önceki çalışmalarınız, sizi beslemiş sosyal ve ailesel durumlarınız, kültürünüz, dininiz veya gelenekleriniz önemli değil. Sadece şu sorulara cevap verin:</div>
<div>Bir gün insanlık, yoksulluğu kökünden söküp atabilecek, dünyadaki herkes için bir iş yaratabilecek, can düşmanlarından dostlar yaratabilecek, kirliliğin olmadığı, herkes için adil bir dünya yaratabilecek durumda olacak. Bu, büyük ihtimalle benim zamanımda, hatta muhtemelen önümüzdeki yüz yıl içinde de gerçekleşmeyecek. Fakat bugünden 1000 yıl sonrası için böyle bir dünyayı düşlemek müthiş bir amaç olmaz mıydı? Böylesine uzak bir geleceğe kendinizi bugünden adamaya hazır mısınız?</div>
<div></div>
<div>O zaman yazın bana, vizyoner bir lider olarak potansiyelinizi geliştirmek ve eşsiz olarak ne için dünyaya geldiğinizi keşfetmeniz için özel olarak tasarlanmış dünya genelindeki bu programın bir parçası olun. FLW programının esas amacı, geleceğin liderliğinin temel nitelikleri olarak Etik ve Bütünlük değerlerini tekrar hayata geçirmektir.</div>
<div>Herkes lider olamaz ve bunda bir sakınca da yoktur. Lider olmaya bir kere karar verdiğinizde, bununla birlikte, ‘düş’ünüzü sevmelisiniz ve ona bütün ‘oluş’unuzla inanmalısınız. Gerçekleşecektir.</div>
<div></div>
<div>Prometheus’un hikayesinde olduğu gibi, Tanrılardan çalınmış olan zeka pırıltısının küçük kıvılcımı büyük bir hızla dünyaya yayılıyor.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://profstefanodanna.com/tr/2012/08/01/dunya_icin_bir_dus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayatınızdaki Fazlalıklardan Kurtulun</title>
		<link>http://profstefanodanna.com/tr/2012/06/01/hayatinizdaki_fazlaliklardan_kurtulun/</link>
		<comments>http://profstefanodanna.com/tr/2012/06/01/hayatinizdaki_fazlaliklardan_kurtulun/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Jun 2012 09:46:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[stefanodanna]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://profstefanodanna.com/?p=143</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazı, insanın doğal koşulu ve doğuştan hakkı olan hayatın neşeli hazzını, yani “yaşama sevinci” ni hayatınıza geri getirmeye yardımcı olma amacını taşımaktadır. İnsanın metafiziksel ızdırabının ve modern umutsuzluk anlayışının ortak yapımı olan labirentten bir kaçış yolu, bir çıkış tabelası mevcuttur : Fuzuli olan her şeyden kurtulmak!  Keyifli bir yaşam yolculuğunun ilk şartı hafif olmaktır. [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<div>
<div id="attachment_144" style="width: 410px" class="wp-caption aligncenter"><a href="http://profstefanodanna.com/tr/files/2012/06/nicolas-andre-monsiau-alexander-and-diogenes-1818.jpg"><img class="size-full wp-image-144" title="The secret of an enjoyable life journey is to travel lightly" alt="" src="http://profstefanodanna.com/tr/files/2012/06/nicolas-andre-monsiau-alexander-and-diogenes-1818.jpg" width="400" height="340" /></a><p class="wp-caption-text">Keyifli bir yaşam yolculuğunun ilk şartı hafif olmaktır.</p></div>
</div>
<div>
<div>
<div><em>Bu yazı, insanın doğal koşulu ve doğuştan hakkı olan hayatın neşeli hazzını, yani “yaşama sevinci” ni hayatınıza geri getirmeye yardımcı olma amacını taşımaktadır. İnsanın metafiziksel ızdırabının ve modern umutsuzluk anlayışının ortak yapımı olan labirentten bir kaçış yolu, bir çıkış tabelası mevcuttur : Fuzuli olan her şeyden kurtulmak! </em></div>
<div><em>Keyifli bir yaşam yolculuğunun ilk şartı hafif olmaktır.</em></div>
<div></div>
<div><strong>Kötü yönetilen dükkan</strong></div>
<div>Yaşamımız fiyatları rasgele konulmuş, gereksiz yere kalabalık teşkil eden eşyalarla dolu, kötü yönetilen bir dükkândan farksız. Gereksiz ve değersiz şeyleri fahiş fiyata satarken, anlam ve önem değeri olanları ucuz fiyata satıyorsun ki, böyle bir idare şeklinde başarısızlık kaçınılmaz olacaktır.</div>
<div></div>
<div>Bu mağazayı devral ve içine yeni bir yönetim anlayışını getir. Yaşamının her köşesini ve saklı tüm noktalarını itinayla, dikkatinin ışığı ile aydınlat, gerekli ve gereksiz şeylerin bir envanterini çıkart ve daha sonra fiziksel ve duygusal ağırlıklarını ortadan kaldır ve göreceksin ki özgürlüğün, bütünlüğün, gerçekliğin parçası olmayan her şey gittikçe kaybolacak, sadece değerli ve anlamı olanlar kalacak.</div>
<div></div>
<div>Bunu yapmak zorundayız çünkü eğer sınırlı enerjimizi gereksiz şeyler için harcarsak, enerjimizi, yaratıcılığın, yenilikçi fikirlerin, çözümlerin, güzelliğin, zaferin, yücelik hissinin ve bütün sınırların yokluğunun mesken tuttuğu oluşumuzun, daha yüksek alanlarına girmek için kullanamayız.</div>
<div></div>
<div><strong>Tıka Basa Dolu bir Hayat</strong></div>
<div>Hayatınızı gözlemleyin, içinize ve dışınıza bir bakın; gardırobunuza bir gözatın, çekmecelerinizi açın, buzdolabınızı inceleyin, en ufak dikkatinizle ve tarafsız bir gözlemle baktığınız her yerde bir kalabalık var, giysilerin, kılık kıyafetlerin, elbiselerin, kostümlerin, tatil kıyafetlerinin, kısacası her türlü eşyanın hiçbir işe yaramadan ortalıkta yer kapladığını fark edeceksiniz. Eğer, Oluş halinizi gözlemleyerek gördüklerinizden bir envanter çıkartırsanız aynı düşüncelerin, arzuların, beğenilerin, nefretlerin, kötümser düşüncelerin ve fantezilerin, umutların, hırsların, sırların, acı veren anıların, korkuların, belirsizliklerin ve çatışma dolu çekici şeylerin, birbirine zıt tutkuların, aşkın ve nefretin,  hoşnutsuzlukların kalabalığı ile, ama herşeyden önemlisi,  sıkıcı hislerin, olumsuz duyguların ve hayal gücünün ağırlığı ile karşılaşacaksınız.</div>
<div></div>
<div><strong>Ayırt Edebilme Yeteneği</strong></div>
<div>Yaşamınızı hafifletmek için neyin önemli, neyin gereksiz olduğunu, neyin faydalı neyin faydasız olduğunu, neyin gerçek, neyin sahte ve aldatıcı olduğunu bilmeniz gerekir ki, bu, oluşunuzda önceliğin ne olduğunun farkında olmak adına, güçlü bir ayırt edebilme yeteneğinin geliştirilmesini gerektirir.</div>
<div></div>
<div>
<div><strong>Diyojen ve Kinik Felsefesi</strong></div>
<div></div>
<div>İsa’dan önce 5. Yüzyılda, Kinik Felsefesi adıyla bilinen Yunan filozoflarının kadim öğretisi, bütün sahiplenmelerden özgür, doğa ile ahenk içinde basit bir hayatı yaşama inancını taşıyordu. Bu nedenle basmakalıp zenginlik, güç, seks ve şöhret arzularının tümünü reddediyorlardı. Kinik filozoflarının lideri ve rol modeli, bu felsefeyi, bir fıçı içinde yaşamını sürdürerek  en uçlara taşımış olan Sinop’lu (Türkiye’deki Sinop) Diyojen’di.</div>
<div></div>
<div>Bu adam hakkında çok fazla anektod vardır. En meşhuru ise, Büyük İskender ile karşılaşmasıdır. Büyük filozofun ününden etkilenmiş olan Büyük İskender, Diyojen’i ziyarete gittiğinde, onu avare bir şekilde fıçısının dışında güneşlenirken bulur. Kendisine bir dileği olup olmadığını sorduğunda, Diyojen bu soruya “Gölge etme başka ihsan istemem” yanıtını vermiştir. Büyük İskender o kadar etkilenmiştir ki şöyle demiştir: “Büyük İskender olmasaydım, Diyojen olmak isterdim” .</div>
<div></div>
<div>Diyojen, Corinth’in etrafında gündüz vakti yanan bir lambayla yürüyerek, “bir insan” aramaktan ve nihayetinde bir tane bile bulamamaktan üzgündür. Diyojen, sadeliğin insan ömrünü uzattığına dair çok güzel bir örnek teşkil eder. 96 yaşında Büyük İskender ile aynı gün yaşamını sürdürdüğü fıçısında hayatını kaybetmiştir.</div>
</div>
<div></div>
<div><strong>Mutluluğun Aritmetiği</strong></div>
<div></div>
<div>Çocukluğumuzdan itibaren daha fazlanın, daha azdan iyi olduğuna, eklemenin çıkarmaktan daha iyi olduğuna ikna edildik. İşin gerçeği;  güç, sağduyu ve mutluluk elde etme kapasitesi tam tersi şekilde çalışır.</div>
<div></div>
<div>Dünyadan elini eteğini çekmiş bir dervişin seçtiği yoksunluk, bir keşişin tekbaşınalığı ve inzivaya çekilmiş bir kimsenin kanaatkarlığı aynı zekaya sahip ancak  her birinin farklı bakış açıları ile kendilerini bir savaşçının cesur ilkelerine ve uyanıklığına bağlanmış olan zamandan bağımsız arayışa dair bir kişinin ifadesi olarak ortaya çıkarlar. Özellikle eğitimde, yeni içerikleri ve çoklu kavramları eklemenin psikolojik ve entellektüel gelişimimizin esas temeli olduğunu düşünüyoruz.</div>
<div></div>
<div>Aslında, gerçek eğitim eklemekten çok çıkarmaktır. Korkuyu, önyargıları,  ikinci el fikirleri, demode kavramları ve zihinsel kalıplarla birlikte bütün sınırları yok etmek; her türlü nosyondan daha önemlidir. Kendini bilmek gibisi yoktur ve bu bilgi başka hiçbir bilgiyle boy ölçüşemez.</div>
<div></div>
<div>Başlangıç olarak, çok basit bir adım, mesela yaşamınızı ve bedeninizi hafifletmek adına güzel bir başlangıç olarak buzdolabınızı temizledikten sonra, gardırobunuzdaki bütün gereksiz giysilerinizden kurtulacağınıza söz verebilirsiniz. Daha fazla araştırdığımda, fark ettim ki, Büyük İskender’in kahramanlık hikayelerini yazmış iki tarihçiden birisi olan Arrian, ‘Anabasis Alexandrou’ adlı kitabında, bütün diet kurallarını ve sınırsız enerjisini bir tek cümlede özetlemişti : “…kanaatkar olmak üzere eğitilmişti: kahvaltısı şafaktan önce uzun bir yürüyüş yapmaktı; akşam ise çok hafif bir yemekti.</div>
<div></div>
<div>Makedon savaşçılar antik çağlar boyunca cesaretin, gücün ve efsanevi kanaatkarlığın eşsiz örneklerinin timsali olarak görülmüşlerdir. Onlar çıplak toprakta uyurlardı ve hatta, tahammül sınırlarının zorlandığı zamanlarda ve en korkutucu gayelerinin üstesinden gelirken bile sadece bir avuç zeytin yerlerdi. Buna rağmen, yorulmak nedir bilmezlerdi, bütün savaşçıların en korku duyulanı ve tüm düşmanlarına da gerçek bir kabus olmuşlardı.</div>
<div></div>
<div>Bilinçli olarak herhangi bir ağırlıktan kurtulmanız, bir dakikalık uykunuzdan veya bir gram yiyecekten vazgeçmeniz halinde, bunun, bir insanın bütün inanç sistemine ciddi bir şüphe düşüreceğini ve yapay dengesini alt üst edeceğini fark edeceksiniz.</div>
<div></div>
<div><strong>Bilge büyücülerin masalı</strong></div>
<div>Size bu konu ile ilgili anlatmak istediğim bir hikaye var, daha önce hiç duymadığınız bir masal. Hikaye, bir insanın yüreğindeki arzularıyla bereketlenen, aşırı derecede bolluk bereket içinde olan uzaklarda bir ülke ile ilgili. Kıtlık kelimesi düşüncelerinde ve dillerinde bile yokmuş. Bütün bunlara rağmen, vatandaşları onarılmaz bir şekilde mutsuzmuş. Hiçbir şey kasvetli varlıklarına sevinç getiremez gibi görünüyor, hiçbir şey kalıcı hüzünlü hallerinden onları bir anlığına bile uzaklaştıramıyormuş.</div>
<div>Bir gün büyücüler birbirlerine danışmak için toplanmışlar ve bu derde sıradışı bir deva bulmaya karar vermişler. Mutluluğa ve tatlı hayata ilişkin her türlü beyanı veya olası kaynağı yasadışı ilan etmişler, ruhun en ufak bir sevincini bile yasaklamışlar.</div>
<div>Gece kulüpleri, barlar, diskotekler, açık hava restoranları, müzikholler ve tiyatrolar kapatılmış. Televizyon tekrar siyah beyaz haline geri dönmüş ve sadece katlanılmaz bir sıkıntı, bıkkınlık veya korku veren programların yayınına izin verilmiş. Okulda, iş yerlerinde cinsiyetler ayrılmış, erkekler ve kadınlar arasındaki her türlü iletişime sınır getirilmiş. Kadınlar başlarını örtmek ve vücutlarını saklamak zorunda bırakılmışlar. Gençler arasında her türlü iletişimi önlemek amacıyla özel bir polis birimi kurulmuş ve öpüşmek, sarılmak, gerdek odasının dışına taşacak en ufak bir hareket bile yasaklanmış.</div>
<div></div>
<div><strong>Mutluluk Kaçakçılığı</strong></div>
<div>Her şey bilge büyücülerin planlarına göre işlemiş. Mutluluğu kısıtlamak,  insanları onun kaçakçılığına teşvik etmiş ve gücünü arttırmış. Böylece başka hiçbir ülkede yer altında partiler yapmak, yasak ilişkilere girmek, yasadışı içki içmek ve genel anlamda her türlü ifadeyle dünyevi zevkleri aramak adeta işlenmiş bir sanat haline gelmemişti ve başka hiçbir yerde mutluluğun böylesine aralıksız, inatçı ve  azimli bir kararlılıkla peşinden gidilmemişti.</div>
<div></div>
<div>Diğer yerlerin hepsinde tanınmış imtiyazlar, örneğin bir kadeh şarap içmek, sosyal veya romantik bir buluşmaya gitmek; bu ülkede yasağın çekici cazibesini kazanmıştı ve baştan çıkarıcılığın ve günahın eşsiz kokusunu üstüne sindirmişti.</div>
<div></div>
<div>Tıpkı Yasadışılık’ta olduğu gibi, mutluluk kaçakçılığı, riskli olmasına rağmen, durdurulamaz veya önüne geçilemez popüler bir aktivite halini almıştı. “Yaşam Sevinci” (“La joy de vivre”) hayatın bu neşeli hazzı, zerafetin ve gelişmişliğin en üst düzeyde olduğu dünya başkentlerinde bile, bilinmeyen yeni boyutlarına erişmişti.</div>
<div>Böyle bir sonucun ve aralıksızca yaptıkları yardımsever etkinliğin karşılığında, bilge büyücülere hiçbir minnet duyulmadı. Hatta tam tersine, vatandaşların düşmanlıklarının hedefi haline geldiler. İnsanın temel haklarından birisi olarak mutluluğun peşinden gitme hakkını kabul ettirmek için çok uğraşmış ve bunun temel özgürlüklerden biri olarak sayıldığı ülkelerde anlamsız bir şekilde çok daha zor ve  neredeyse hayali olan bu zevkin arayışının güçlenmesinin ve insanların bu arayışa teşvik edilmelerinin tek yolunun insanlara mutluluk hakkını yasaklayarak onları bu haktan mahrum bırakmak olduğunun bilincinde olarak onların dostça olmayan davranışlarına sabırla katlandılar, bazen da isyan feveranlarını, ağır eylemlerini tolere ettiler.</div>
<div>Cıvıl cıvıl çınlayan bir his</div>
<div></div>
<div>Eğer hayatınızdan ağırlıkları çıkartmaya başlarsanız, kısa zaman sonra  yeniden mutluluk hissini yaşayacaksınız. Bu öyle bir histir ki, bedenimizi dinleyerek bütün olmayı, birleşik olmayı, tam olmayı işaret eder. Zevk ve neşe içinde bir çocuk gibi içimizde çınlar. Derinin altında bir çeşit ürperti ve titreme hissi veren bir duygudur ki bu; çocuklukta hissedilen ve hemen hemen bütün yetişkinlerin  sonradan unutmuş olduğu heyecan veren bir histir.</div>
<div></div>
<div>Yetişkin kişi, düşleme ve zevk alma yeteneğini kaybetmiş bir çocuktur. Pek çok kişi tarafından kaybedilmiş veya gözardı edilmiş olan, derisinin altındaki bu heyecan en değerli olanıdır. Bu, bütünlüğünüzün fiziksel belirtisidir, bütün gereksiz şeylerin ve duyguların yükünden kurtulmuş bir insanın hissedebileceği bir bütünlük anlayışıdır.</div>
<div></div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://profstefanodanna.com/tr/2012/06/01/hayatinizdaki_fazlaliklardan_kurtulun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Korkularından Arın</title>
		<link>http://profstefanodanna.com/tr/2012/05/01/korkularindan_arin/</link>
		<comments>http://profstefanodanna.com/tr/2012/05/01/korkularindan_arin/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 May 2012 09:50:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[stefanodanna]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://profstefanodanna.com/?p=148</guid>
		<description><![CDATA[Korku kapıyı çaldı. Cesaret açtı. Kapıda kimse yoktu. Endişe ve korku üzerine, bağımlı bir yaşamdan başka hiçbir şey kurulamaz.  Dışarıda korkacağımız bir düşman, bize zarar verecek hiçbir kötülük olmadığını fark ettiğinizde; korkulacak hiçbir şey olmadığını fark ettiğinizde korku kaybolur ve özgürlük dizginleri eline alır. Yıllardır korkuyu,  olumsuz duyguların çıkış noktası olarak ele alarak, üzerine araştırmalar [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<div><a href="http://profstefanodanna.com/tr/files/2012/06/Medusa.png"><img class="aligncenter size-full wp-image-149" title="Medusa" alt="" src="http://profstefanodanna.com/tr/files/2012/06/Medusa.png" width="415" height="423" /></a></div>
<div>
<div>Korku kapıyı çaldı.</div>
<div>Cesaret açtı.</div>
<div>Kapıda kimse yoktu.</div>
<div></div>
<div>Endişe ve korku üzerine, bağımlı bir yaşamdan başka hiçbir şey kurulamaz.  Dışarıda korkacağımız bir düşman, bize zarar verecek hiçbir kötülük olmadığını fark ettiğinizde; korkulacak hiçbir şey olmadığını fark ettiğinizde korku kaybolur ve özgürlük dizginleri eline alır.</div>
<div></div>
<div>Yıllardır korkuyu,  olumsuz duyguların çıkış noktası olarak ele alarak, üzerine araştırmalar yapıyorum: insanlığın damarlarında akan ve doğumundan itibaren insanlığı felç eden bir uyuşturucu. Korku konusunu üst düzey yöneticilerle ve kurumsal liderlerle düzenlediğim seminerlerimde ana konu olarak masaya yatırdım ve insanlığın psikolojik kirlenmesi ve liderlik ile ilgili araştırmamın ana unsuru olarak korku üzerine pek çok yazı yazdım. Hayatımda ilk defa bilinçli bir şekilde korkaklığı Oluş’undan söküp atmış olan ve hatta bu büyük adımı, iş ve özel hayatının başarısının sırrı olarak gören bir insanla karşılaşmıştım. Tanrılar Okulu kitabımda, gerçek hayatta rastlanmayacak bir karakter, bilinçli bir şekilde korkaklığı ve her türlü olumsuz duyguyu Oluş’undan söküp atmanın yolunu gösteren ve bu büyük adımı, iş ve özel hayatının başarısının sırrı olarak gören Dreamer adı altında tanımlanmış hayali bir varlık, doğaüstü bir insan yarattım.</div>
<div></div>
<div>Bir kişi kendi üzerinde gösterdiği hararetli ve ısrarcı gayretler  ile yaptığı yorucu çalışmalar sonucunda, korkunun aslında hiç varolmadığını keşfedebilir. O, sadece bir hayal ürününden ibarettir – der Dreamer.</div>
<div></div>
<div><strong>İki İnsan türü</strong></div>
<div>Sıradan insanlar için zihinsel panik bir hayal ürünü olabilir, fakat bugün hala insanlığın mevcudiyetinin acımasızca itici gücüdür. Kitabımda, korkunun teorisini adeta zihinsel bir sınır, dev bir uçurum gibi insanoğlunun iki farklı türünü birbirinden ayırdığı konusundaki teorimi açıkça paylaştım. Bir tarafta, “memur zihniyeti”nde olan, kurumların ihtiyaçlarını karşılamak için çalışan ve bağımlılığın ızdırabına katlanabilmek için kendilerini uyuşturma konusunda eğitilmiş bir çalışanlar ordusu ve çizginin diğer tarafında ise, risk almaktan çekinmeyen, altıncı his olan hayal gücü ve düşlerine sarsılmaz bir  güvenle inanma gücüyle düşlemek olan yedinci hissi geliştirmiş bir grup cesur adam ve kadın yer alır. Mütemadiyen bağlılıkları sayesinde, bu küçük grup, imkansızı imkanlıya, düşleri gerçeğe dönüştürüyor.  Girişimciler, eylem filozofları ve vizyon sahibi liderler bu grubun içinden yetişiyor. Bu iki grubun arasındaki sınırın bir adı var : Korku.</div>
<div></div>
<div><strong>Korkusuzluğa giden yol</strong></div>
<div>Bir gün mükemmel bir girişimci, yardımsever ve sıfırdan başlayıp beş kıtaya yayılmış olan endüstriyel bir imparatorluk yaratmış olan George Koukis ile tanıştım. Bu örnek durumlardan birisi olarak kendisi öne çıkınca, kendimi uzun araştırmaların ve sayısız deneyin sonunda anektod niteliğindeki teorileri ve sezgileri doğrulanarak büyük bir buluşa imza atmayı başarmış bir bilimadamı gibi hissetmiştim. Sonrasında, onun korkusuzluğa ve bütünlüğe uzanan bir yol olan sıradışı yaşam hikayesini anlatan son kitabım, “A Dream for the World” ‘ü kaleme aldım. Onu okurken, dikkatiniz ve ilginiz karşı koyulamaz bir şekilde endişe ve korku üzerine, bağımlı bir yaşamdan başka hiçbir şey kurulamayacağı fikrine doğru çekilecek. Onlar yalnızca insanlara değil, aynı zamanda kurumlara da zarar veren faktörlerdir. Korku içindeki bir liderin hamlelerinin bir şirketi finansal darboğaza ve hatta iflasa kadar sürükleyebileceğini keşfetmek çok ilginizi çekecek.</div>
<div>Nitekim, başarılı bir kurumsal lider, hayatının belli bir noktasında, korkuyla yüzleşmiş ve onu psikolojisinden uzaklaştırmış bir bireydir.</div>
<div>Korkaklık ve belirsizlik, büyüyen ve gelişen bir ekonominin düşmanları olarak ele alındığında, onlar, şirketlerinde, çalışanlarının kalplerindeki ve zihinlerindeki sinirsel endişeyi ve belirsizliği bertaraf edebilmişlerdir.</div>
<div>Bu başarıyı elde edebilmek için, George çalışanlarına kesin bir talimat vermişti:  “Her şey yolunda gittiğinde ve başarılı olunduğunda başarıyı üstlenin. Fakat eğer müşterinin önünde bir şeyler yolunda gitmezse, suçu benim üzerime atın ve onlara şöyle söyleyin: ‘Bu Bay Koukis’in hatası, ben onun talimatlarını yerine getirdim.’”</div>
<div>Korku bir Hayal’dir</div>
<div>İnsanoğlu kaderini değiştirmek için düşünme şeklinde devrim yapmalıdır. İkinci el fikirleri ve inançları terk etmelidir. Korkuyu ve olumsuz duygularının kökünü tamamen kurutmalıdır. Hayal gücünü, korkunun zorbalığından özgürleştirmelidir. Ancak o zaman, kabusları son bulacak ve yarattıkları karşı ütopya tarihe karışacaktır.</div>
<div></div>
<div>İnsanoğlunun psikolojisindeki korkunun kökünü kurutabilmemiz karşısında, medeniyetimizin ve gezegenimizdeki hayatın değişiminin ne kadar çarpıcı olacağını hayal etmek imkansızdır. Savaşların ve çatışmaların, hepsi olmasa bile, kötülüklerin çoğunun iyileştirildiği bir dünya olurdu. Bireysel ve sosyal hayatımızın esası olmasına rağmen, insan psikolojisinin bu dominant halini şimdiye kadar hiçbir okul, üniversite programı veya mentor ele almamıştır, bize ondan nasıl kurtulacağımızı ve onsuz nasıl yaşayacağımızı öğretmemiştir. Benim teklifim, genel kamu binalarını ve çalışma yerlerini şu kısa ve öz sözle donatmak olurdu : “Korku, hayaldir” . Buradaki amaç, insanları ve özellikle gençleri korkusuzluğa giden dar, az tercih edilen yola doğru ilk birkaç adımı atmaları adına uyarmak için sürekli bir hatırlatıcıya sahip olmak olurdu. Yapılan aralıksız zorlu çalışmalar ve  başvurduğu acımasız bir dürüstlüğün yardımıyla, bazı insanlar bütün korkuların aslında sadece hayali olduğununu keşfetme noktasına gelebiliyorlardı. Nitekim, insanlar bütün varoluşlarını korkularının dondurucu bir endişe denizinin içine batmış olarak, imkansız veya olası olumsuz olayların endişeli beklentisi içinde yaşıyorlar fakat çok nadir olarak gerçek bir tehlikeye ilişkin fiziksel olarak somut bir korkuyu deneyimliyorlar.</div>
<div></div>
<div><strong>Kişinin kendi korkusunu  yakalaması</strong></div>
<div></div>
<div>Araştırmasında ısrarcı olan ve kaynağına inmeye cesareti olan bir insan, hayali olmasına rağmen korkunun bütün yaşamını ve yaptığı her şeyi yönettiğini keşfedecektir, aynı şekilde yapmadığı her şeyin de onu uyutmayan kabusları tarafından dikte edildiğini fark edecektir.  Fikirlerini takip etmeyen bir insan hiçbir zaman bir girişimci olmayacaktır. Hiçbir zaman kendisine inanma gücü olmayacaktır. Hiçbir zaman düşlemeye bile cesaret edemeyecektir. Onu geride tutan tek şey; korkusudur. Korku, onun hayatı boyunca bağımlı olmasına, maaşlı bir işin aldatıcı konforunun peşinde koşmasına ve bir sonraki ayın maaşından başka hiçbir şeyin beklentisinde olmamasına sebep olacaktır.</div>
<div></div>
<div>Şayet bu birey, içsel bir çalkantı yaşarken, keşfini daha da ileriye götürürse, hayat arkadaşının bile kendisi tarafından değil, korkusu tarafından seçildiğini fark edebilir. Okuduğu alanları, kurduğu aileyi, sahip olduğu çocukları ve hatta kendini içinde bulduğu profesyonel kariyerini veya yaptığı işi bile dünyanın kendi korkusu tarafından çarpıtılmış prensipleri doğrultusunda seçmiş olduğunu keşfedebilir.</div>
<div></div>
<div><strong>Lider olmaya karşı Koyun gibi sürüden biri olmak</strong></div>
<div></div>
<div>Sadece oluşunun en içsel, samimi kısmına erişmeye cesareti olan ve sebat eden bir birey, bir daha asla korku tarafından yönlendirilmeyeceğine ve bu ölümcül ağırlığı üzerinden atmak için altına girmesi gereken üstesinden gelinemez çabayı göstereceğine dair imkansız sözü kendi kendine verebilir. Bu sözü tutmak, Caesar’ın geçilmesi yasaklanmış olan Rubicon Nehri’ni geçerken gösterdiği cesarete veya George Washington’ın kara kışta Trenton’a askeri adımlarla girmek için buzlu Delaware Nehri’ni tekrar geçerken sahip olduğu sorumluluk ve azme sahip olmayı gerektirir. Bu, liderlik ve “koyun olmak” arasındaki göz korkutan çizgiyi aşarak, sınırların ötesine geçmek anlamına gelir. Lider olmak, önder olmayı ve sorumluluk almayı gerektirirken, koyun olmak, tıpkı bir koyun gibi sorgulamadan önündekini takip etmekten ibarettir.</div>
<div></div>
<div><strong>KORKMA</strong></div>
<div></div>
<div>Korku ve korkudan kaynaklanan bütün duygular dünyayı bugünkü bildiğimiz şekle sokar. Dünya üzerindeki en korkunç hastalık AIDS veya kanser değildir ya da en gerçek felaketler; kirlilik, işlenen suçlar, savaşlar veya dünyanın pek çok yerinde yaşanan yoksulluk değildir. Onlar en fazla sonuçlar olarak değerlendirebilinir. Gerçek felaket, insanoğlunun olumsuz hislerinin ölçülemeyecek derecedeki uçsuz bucaksız cehennemidir, ve öncelikle Korku’sudur. Bu, Korku’nun insanoğlunun ilk günahı ve silinmez psikolojik bir hastalık olduğuna dair İncil’de geçen hadisi açıklar. Adem, cennetin şimdi kaybolmuş kapısının eşiğindeyken, ağzından çıkan ilk sözler: “Bahçede ayak seslerini duydum ve korktum” olmuştur.</div>
<div>Bhagavad Gita  ile binlerce yıldır kuşaktan kuşağa geçen Hint Geleneği,  “korkusuzluğun” bir savaşçının içinde bulunduğu hal – bir kahramanın, ilahi sırra vakıf bir insanın ilk özelliği olduğunu belirtir. Aynı şekilde, Türk İstiklal Marşı’nın şu kelime ile başlaması  da tesadüf değildir : KORKMA</div>
<div>Ve Muhteşem Sultan Süleyman’ın babası olan Yavuz Sultan Selim ardında şu çarpıcı sözleri bıraktı:</div>
<div></div>
<div>Cesaret insanı zafere</div>
<div>Kararsızlık tehlikeye,</div>
<div>Korkaklık ölüme götürür.</div>
<div></div>
<div>Korkunun kendisi, korkulacak şeyi yaratır.</div>
<div></div>
<div>Herkes gibi, benim de korkunun dışarıdan gelen tehdit edici olaylara karşı verilen doğal bir tepki  olduğuna inandığım zamanlar oldu. Fakat işin aslı böyle değil. Kendi üzerimde çalışmaya, kendimin ve diğer insanların hayat tarafından karşımıza çıkartılan çeşitli durumlardaki tepkilerini gözlemleme konusunda daha dikkatli ve tarafsız hale geldikçe, aslında korkunun mekanizmasının tam tersine işlediğini anladım. Önce korkarız,  sonra da en çok korktuğumuz şey her ne ise onu yaşamımıza bilinçsizce davet ederiz.  Korkunun kendisi, korkulacak şeyi yaratır ve bizim onunla karşılaşabilmemiz için gizlice plan yapar.</div>
<div></div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://profstefanodanna.com/tr/2012/05/01/korkularindan_arin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Geçmiş Tozdur, Üfle Gitsin</title>
		<link>http://profstefanodanna.com/tr/2012/04/27/gecmis_tozdur_ufle_gitsin/</link>
		<comments>http://profstefanodanna.com/tr/2012/04/27/gecmis_tozdur_ufle_gitsin/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Apr 2012 08:44:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[stefanodanna]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://profstefanodanna.com/?p=50</guid>
		<description><![CDATA[Bir yüzü geçmişe ve diğer yüzü geleceğe dönük olan iki başlı Tanrı Janus &#160; Kadim Latince mottosu der ki : Historia Magistra Vitae Est (Tarih, hayatın öğretmenidir) . Fakat Tarih gerçekten hayatın öğretmeni olarak görülebilir mi? Çocukluğumuzdan itibaren geçmiş olaylara karşı hürmet dolu bir korku hissini üzerimizde taşırız, insanoğlunun nesilden nesile aktarmaya azmettiği ve adına tarih [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-51" title="Janus[1]" alt="" src="http://profstefanodanna.com/tr/files/2012/04/Janus11.jpg" width="297" height="240" /></p>
<p>Bir yüzü geçmişe ve diğer yüzü geleceğe dönük olan iki başlı Tanrı Janus</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kadim Latince mottosu der ki : <em>Historia Magistra Vitae Est (Tarih, hayatın öğretmenidir) . Fakat Tarih gerçekten hayatın öğretmeni olarak görülebilir mi? Çocukluğumuzdan itibaren geçmiş olaylara karşı hürmet dolu bir korku hissini üzerimizde taşırız, insanoğlunun nesilden nesile aktarmaya azmettiği ve adına tarih dediği savaşları, devrimleri, katliamları ve her türlü kötülüğü öğreniriz. Aslında, insanoğlu, felaketlerin bitmez tükenmez bir şekilde birbiri ardına gelmelerinden hiçbir şey öğrenmemiştir. Fırsat ve suçluluk tarafından yönetilen korkuların hikayesini çocuklara aktarmanın anlamsızlığını görme zamanı artık gelmiştir.</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hayatın öğretmeni tarihmidir ?</strong></p>
<p>Geçmişe karşı, genel anlamda evvel zaman içinde kalmış eski günlere karşı, hürmet dolu, korkuyla karışık bir saygıyı çocukluğumuzdan itibaren üzerimizde taşırız. Dünyanın bütün okullarında ve üniversitelerinde, evrensel bir komplonun sonucu olarak, müfredatlar, insanlar tarafından yine insanlara karşı, gruplar ve ülkeler arasında da yine birbirlerine karşı açılmış olan bütün savaşların, yapılmış devrimlerin, katliamların ve her türlü kötülüğün anılarını zihinlerde taptaze tutmayı amaçlayan zorunlu bir dersi içerirler. Onlar, insanın çatışmacı zihniyetinin ve özgürlüğe, adalete, barışa, eşitliğe susamışlık kılıfındaki ve sıklıkla, Tanrı adına yapıldığı gerekçesiyle gizlenmiş olan yağmacı içgüdülerinin sonuçlarıdır.</p>
<p>Biliyorum ki, insanların çoğu, bu eski vizyonun kırıntılarının birazını kurtarabilmek ümidiyle, bu hatırlatıcılar olmadan, geçmişin hatalarını tekrar etmemizin önüne geçemeyeceğimizi söyleyerek itiraz edeceklerdir. Fakat düşünülmesi gereken şudur ki Birinci Dünya Savaşı ile aradan sadece birkaç yıl sonra gerçekleşmiş olan İkinci Dünya Savaşı arasında bir nesilden fazla fark yoktur. Gerçekte, insanlığın tarihi suçluluk dolu bir vizyonun hikayesidir ve onun en berbat kısmının maddeleşmiş halidir. Dünyadaki bütün okulların ısrarla yapmayı sürdürdüğü gibi bu sonu gelmeyen seri suçları hatırlamak, bizi ve özellikle genç zihinleri kirletmekten başka bir işe yaramaz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sahte bir gelecek</strong></p>
<p>İnsanın içinde, geçmişi ayakta tutmak ve ebediyen yaşatmak isteyen en düşük seviyede bir parçası vardır. Hatta tam yerinde bir ifadeyle, insanoğlunun gerçek bir geleceği olmadığını, sadece kendini sürekli tekrar eden ve kendini sahte bir gelecek gibi her şeyin önünde tutan bir geçmişi vardır. İnsanlığı dönüştürebilecek veya kaderini değiştirebilecek olan geçmişteki hatıraların anıları veya deneyimleri değildir. İşin gerçeği, insanoğlu, felaketlerin bitmez tükenmez bir şekilde birbiri ardına gelmelerinden hiçbir şey öğrenmemiştir. Bu kifayetsizlik, binlerce yıldır, medeniyetimizin neden sürekli felaket bir kader tarafından mimlendiğini ve türümüzün geleceği hakkında hiçbir düş veya bir tane bile iyimser bir film veya roman örneği olmazken, sadece karşı ötopyanın, vahiysel tasvirlerin, kötü talihin ve felaketlerin, kehanetlerin yer aldığı film ve romanların olmasının sebebini açıklar. Aldous Huxley tarafından yazılan Brave New World romanda, 1984’te Orwell tarafından veya “Ben” adlı eserinde Ayn Rand tarafından veya Bıçak Sırtı gibi filmler tarafından keşfedilmiş temalar, totaliter bir topluma ve bireyselliğin kaybına dair kehanetlerdir. Geleceğe yönelik tahminlerimiz, korkularımızın, nefesini ensemizde hissettirebilen psikolojik zulümleri gördüğümüz kabuslarımızı, müthiş fabrika ürünü cihazların ve evrensel tekellerin baskıcı gücü tarafından yönetilen bir dünyanın yansımalarıdır.</p>
<p>Tarihi olaylara daha yüksek bir bakış açısından baktığımızda, savaşların ve devrimlerin, mücadelelerin ve işkencelerin, imparatorlukların yükselişlerinin ve çöküşlerinin, olumsuz hayal gücümüzün, kendi kendini gerçekleştiren kasvetli kehanetlerimizin maddeleşmiş yansıması olduğunu görürüz. Onları, evrensel süpürgenin gözünden kaçmış olan kirlilik gibi görmenin zamanı artık geldi.</p>
<p>Kaderimizi değiştirebiliriz, hatta geçmişimize tekrar dönebilir ve mazimizi de değiştirebiliriz. Fakat bu kitlelerle başarılamaz. Sadece birey, kendi dönüşümünü sağlayarak bunu başarabilir. Geçmiş ve tamamen geride kalmış zamanlara karşı sevgimiz ve ruhsal açıdan sağlıklı olmayan takıntılı halimiz, bizi, çocuklarımıza, suçlu mazimizin temsili olan geçmişimize doğru miskin bir bağlılıkla birlikte, edebiyat, sanat ve müzik gibi olağanüstü olayları, düşünce ve dönemlerin yapay kalıpları içine hapsetmeyi öğretmeye yöneltiyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Eski Hikayelere ve Masallara Dönersek</strong></p>
<p>Zihnimde bu düşünceler dolanıp dururken, çocuklara tesadüflerin ve suçluluğun başrollerde oynadığı bir hikayeyi anlatmanın anlamsızılığını kavradım.</p>
<p>Suçlu geçmişimizi tedahülden kaldırmalıyız veya en azından ondan öyle utanmalıyız ki; çocuklarımızdan saklamalıyız ve bununla beraber, eski insanlığın efsaneleştirdiği ve daha sonraki nesillere büyük yardımseverler ve kahramanlar olarak aktardığı bütün suçlulardan kalma anıları da onlardan saklamalıyız.</p>
<p>Savaşlar, çatışmalar ve her türlü kötülük konusunda insanlık o kadar zengin ki, bu olaylar doğal ve kaçınılmaz olarak kabul edildi ve hiç kimse bunların çocuklara aktarılması konusuna karşı çıkmadı. Bu, evrensel hale gelmiş olan inanç ve beklentilerin oluşturduğu bir sistemin sonucudur.</p>
<p>Onlara, <em>geçmişin toz olduğunu </em>nasıl daha iyi anlatabilirdik ve üflersek uçup gideceğini nasıl daha iyi öğretebilirdik.</p>
<p>Onlara tekrar gizemler dünyasının sanatına ait olan mitolojiden, efsanelerden ve eski masallardan bahsetmeliyiz. Gizlerken, ortaya çıkartma sanatını anlatmalıyız. İnsanlığın bu çaresiz halinin bir açıklamasını araştırmaya yönelik çalışmalarımda, masalların ve efsanelerin, tarihten çok daha fazla doğruluk içerdiğini keşfettim. Özellikle, en aydınlatıcı ve en ilham verici fikirleri, bazı efsanelerde ve çocuklar için yazılmış olan aşağıdaki gibi bazı masallarda buldum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Buda’nın Eğitimi</strong></p>
<p>Genç Buda’nın eğitimi hakkında öyle bir efsane vardır ki bugün hala gelmiş geçmiş en eğitici hikayelerden birisi olarak yerini korumaktadır. Bu hikaye, aynı zamanda ilkokuldan başlayarak bütün eğitim sistemimize ilham kaynağı olabilir.</p>
<p>Buda’nın babası oğlunu her türlü aşağılaşma bilgisinden, sınırlılık kavramından ve geçmişle beraber güncel hayatında korku ve suça dair her hikayeden, sahneden ve hatta haberlerden korumak istiyordu. Genç prensin sürekli olarak neşe, güzellik ve zenginlik tarafından çevrelendiğini garanti altına almıştı. Bunun devamı için, saraydaki görevlileri sürekli olarak değiştiriyordu ve oğluyla ilgilenen ve ona verilen her haberi titizlikle filtreleme ve en ufak bir olumsuzluk atomunun bile prense erişmesine izin vermeme konusunda kesin talimat almış olan hizmetlileri çok dikkatli olarak seçiyordu. Kendisi ise, genç Buda’nın görüş alanına hastalığın, yaşlanmanın ve ölümün girmesinin önüne geçmek için makyaj yapıyor, saçlarını ve sakallarını boyuyordu. Buda’nın babası, dünyanın daha yüksek tanımının önemini anlamıştı ve vücut ile zihin üzerindeki inançların gücünü biliyordu.</p>
<p>O, genç Buda’nın sonsuzluğun eğitimini alabileceği bir Okul, ölümsüzlük üzerine bir eğitim tasarlayabilmişti. Hastalığın ve yaşlanmanın defedildiği, çatışmalardan ve her türlü kötülükten özgür bir dünyayı düşlemiş ve oğlunu elinden geldiği kadar onlardan korumak için her türlü çabayı sarf etmiş bir kral, insanoğlunun babalarından birisi olarak ve insanın eğitim tarihindeki en cesur  öncülerden birisi olarak anılmalıdır.</p>
<p>Bu geleneğin, onu bir kral, gerçek ve tahtına yakışan bir insan yapması şans eseri değildir. Muhteşem Onun efsanesi, Kahramanların Olimpos’unda Prometheus’un yanında bir yeri haketmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Uyuyan Güzel</strong></p>
<p>Herkesin ‘Uyuyan Güzel’ olarak bildiği bir masal vardır, fakat aslında orijinal ismi ‘La belle au bois dormant’dur. Yani, Uyuyan Orman’daki Güzel. Görünüşte başlıktaki bu fark önemsiz bir detay olarak gelebilir.  Tıpkı, insanlığın nesilden nesile aktardığı bütün harika masallarda olduğu gibi, bu küçük şeyde de gizli bir bilginin hazinesi saklıdır. Uyuyan orman, bize anlatılmış olan, yoksulluk ve çatışmalar tarafından hastalanmış, hipnotik bir uyku içine mühürlenmiş dünyadır. Güzel; iradedir. Eğer irade, tıpkı birey olmaktan ve özgün olmaktan yoksun insanlık gibi uyumuşsa, biz de uyuyan ormanın, kalabalığın bir parçasıyız demektir. Sıradan insanda, irade yok değildir, ancak zihinsel ve duygusal yıkıntıların katmanlarının altına gömülmüştür. Bilinmeyen bir varış noktasına doğru sürüklenmektedir, onun gözlerinde bulunduğu halden çıkmak için gereken herhangi bir çabayı yapmaya ve kendi eşsizliğini arama direncini görebiliriz. Okullardan, ebeveynlerinden, ve öğretmenlerinden dünyanın detaylı bir tanımını, adeta psikolojik bir üniformayı almıştır.</p>
<p>Uyuyan Güzel’in hikayesi, Kendi’nin, ‘düş’ ün tekrar uyanmasının bildirimidir. Genç insanların yeni neslinin, eski paradigmaları başaşağı etmesi ve gerçekliğin yeni vizyonuna adım atmasıdır.</p>
<p>Bir insanın diğerlerine yapabileceği tek yardım, kendisini bu rüyadan uyandırmaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Küçük Prens</strong></p>
<p>Bizim bildiğimiz şekliyle sıradan insanlar, Küçük Prens’in ziyaret ettiği küçük gezegenlerdeki yalnız sakinler gibidirler. Her biri yalnız, kendi dünyasına hapsolmuş, kendi rolünün mahkumu olmuştur. Kibirin ve benmerkezciliğin balonuna sıkışmış, hatta çalışma kavramı tarafından hipnotize edilmiştir. Seçmediği yerlerde ve seçmediği insanlarla istemediği bir işi yapmaktadır.</p>
<p>Saint-Exupery’nin meşhur romanında, diğerleri arasında, işini yönetirken, insanın açgözlülüğünün ve hırsının canlı, hiciv niteliğinde bir portresi yer almaktadır. Küçük Prens, evreni keşfetmek için küçük gezegenini terk ettiği zaman, ziyaret ettiği küçük gezegenlerden biri bir işadamına aittir – insanın içinde bulunduğu halin anlamsızlığını ve saçmalığını betimlemek ve sembolize etmek için şimdiye kadar en iyi şekilde yaratılmış karakterlerden birisidir.</p>
<p>Küçük Prens onu bulduğunda, durmaksızın, sahip olduğunu sandığı yıldızları saymakla meşguldür. Daha fazla yıldız satın almak için onları menfaatine kullanmak istiyordur. Prens ona neden yıldızlara sahip olamayacağını anlatmaya çalışır : Bir insan sadece sorumlu olduğu, sevdiği ve önem verdiği şeye sahip olabilir. İşte bu yüzden, İşadamı yıldızlara sahip olamazdı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Pinokyo</strong></p>
<p>Evrensel olarak edebiyat, Aristofane’den Beckett’a kadar müthiş romancılarla dolu olmasına rağmen, belki de hiç kimse yazılarında daha çok Collodi takma adı ile bilinen Carlo Lorenzini kadar zeki, ironik veya gözlerden uzak olmadı. Kitabı Pinokyo, Kuran ve İncil’den sonra en çok okunan kitaptır. Bunun sebebi ise; bir gün Lorenzini’nin korkunç ve acı bir gerçeği keşfetmiş olmasıdır : insanlar biyokimyasal kuklalardır ve insanlık, görünmez ipler tarafından oynatılan milyonlarca görünmez kukladan oluşmaktadır. İnsanların kendilerine tatsız gerçekleri meydana dökenlere ne kadar vahşi olabileceklerini bilerek, sağduyulu bir şekilde, kelimelerin kifayetsiz kalacağı bir keşif yaptı, onun muthiş sırrı, bir çocuk hikayesinin altında dünya edebiyatında bir masal olarak maskelenmiş olan en büyük ve en cesur gizemli metindi.</p>
<p>Kinayeli ve uyumlu havasının ve eğitici tarzının ardında, bu dünyaca ünlü kuklanın hikayesi aslında, insanın kuklalıktan, iç güdülerinin tutsağı olmaktan başlayan ve irade ile donatılmış bir insan olana kadar uzanan yolculuğunun karanlık ve acımasız öyküsüdür. Pinokyo, kayıtsızlığın, olumsuz duyguların ve önüne geçilemez bir kaderin ipleri tarafından acımasızca oynatılan sahte insanlığın, gaddar bir şekilde kinayeli karikatürüdür.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://profstefanodanna.com/tr/2012/04/27/gecmis_tozdur_ufle_gitsin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uyku</title>
		<link>http://profstefanodanna.com/tr/2012/03/01/sleep/</link>
		<comments>http://profstefanodanna.com/tr/2012/03/01/sleep/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Mar 2012 10:03:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[stefanodanna]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://profstefanodanna.com/?p=157</guid>
		<description><![CDATA[&#160; “Uykuyu, çoğu kez gerçekliğin koltuk değnekleri tarafından  desteklenen, koza içinde saklı bir bedeni olan, koca kafalı bir canavar olarak hayal etmişimdir. Koltuk değnekleri kırıldığında, düşme hissine kapılırız. “- Salvador Dali Bu hamur gibi kafa çok çirkin ve tedirgin görünüyor&#8230;Uykuyu daha çok rahatsız, huzursuz bir hal olarak betimliyor. Vücut, işe yaramaz ve neredeyse ölü durumda, [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><em><br />
</em></p>
<p><a style="text-align: center;" href="http://profstefanodanna.com/tr/files/2012/06/Salvad1.jpg"><img class="size-full wp-image-159 aligncenter" title="Salvad" alt="" src="http://profstefanodanna.com/tr/files/2012/06/Salvad1.jpg" width="415" height="268" /></a></p>
<p><em>“Uykuyu, çoğu kez gerçekliğin koltuk değnekleri tarafından  desteklenen, koza içinde saklı bir bedeni olan, koca kafalı bir canavar olarak hayal etmişimdir. Koltuk değnekleri kırıldığında, düşme hissine kapılırız. “- Salvador Dali</em></p>
<p>Bu hamur gibi kafa çok çirkin ve tedirgin görünüyor&#8230;Uykuyu daha çok rahatsız, huzursuz bir hal olarak betimliyor. Vücut, işe yaramaz ve neredeyse ölü durumda, (sadece bir kol değneğine dayanıyor) kafa ise dolu ve işler durumda, ancak farkındalığı besleyecek durumda değil (gözler ve kulaklar kapalı). Aslında gerçeklik üzerinde hiçbir kontrolü yok, bu nedenle kafayı tamamen düşmekten zar zor koruyan ince ve kısa kol değneklerine umutsuzca dayanmakta.</p>
<p>Dahası, görüntüde adeta muazzam bir çaba sürdürülüyor. Koltuk değneklerinin müdahalesinden rahatsız olan bu yüklü, ağır kafa aşağıya doğru ağırlığını veriyor&#8230; karanlığa düşmeyi arzuluyor (bu, belki gece olarak, ya da belki de kayıtsızlık ve ölüm olarak da yorumlanabilir)</p>
<p>Uyku hakkında yazmak, vücudun ve zihnin bilincinin geçici olarak askıya alınmasının bu yinelenen halini keşfetmek bana her zaman çok çekici gelmiştir. Varoluşumuza bu denli yakın ve pek çok yönü hala keşfedilmemiş olarak gizemini koruyan bu hayret verici olgunun bilmecesi beni büyülemiştir. Bu yazıda, uyku adını verdiğimiz, aslında hayatımızın bu olağanüstü özel ve bireysel olayı ile ilgili pek çok yıl boyunca toplamış olduğum, mevcut kaynaklarda yaygın şekilde bahsi geçmeyen fikirleri ve derin düşünceleri açıklayacağım.</p>
<div>İnsanların çoğu, uykunun bir keyif, fiziksel bir aktivite ve doğal olarak verilmiş bir hak olduğunu düşünür. İşin gerçeği, uykunun özrü de övgüsü de, onun ortak hayalinin ve en genel vizyonunun parçasıdır. Fakat uyku üzerine yaptığım araştırmalarda, uyku ihtiyacımızın çoğu defalar, adına gerçek dediğimiz olaylardan bir kaçış olduğunu gözlemledim. İnsanlar, zayıflıklarını, üzüntülerini uykuya dönüştürüyorlar, hayat çok acı verici ve bunaltıcı olduğunda, onunla nasıl başa çıkacaklarını ve nasıl bir dönüşüm yaratacaklarını bilemediklerinde, uykunun kanatlarının altına sığınıyorlar.</div>
<div></div>
<div>Sıradan insanlar uyandıklarında, ilk olarak, bitmek bilmeyen üzüntülerin içsel ezgisiile karşılaşırlar. Onu dinlemek veya içlerindeki derinliklerden gelen o acıyla yüzleşmek istemezler. Acılarını bir kahvede veya yiyecekte soluyup, günlük endişelerinin ve aynı eski rutinlerinin içine atarlar; zahmetli hayatları tarafından alıkonulmaya izin verirler, çünkü bilmek istemezler. Ne var ki, uykudaki kaçışların geçiciliği ortaya çıkar ve göz ardı edilmiş olan acı çok daha vahim hale gelir.  Bir gün, hiç ışık tutmadığımız, oluşumuzun karanlık köşesinin, hayatımızda karşımıza çıkan bütün zorlukların ve başarısızlıkların esas kaynağı olduğunu keşfedeceğiz.</div>
<div></div>
<div>Bununla beraber, uykunun zamandan bağımsızlığa doğru açılan bir boyutu vardır. Uyku tarafından teşvik edilen, ancak kişinin kendi üzerinde kontrolünü yitirmesi anlamına gelmeyen, bilinçli olarak hayal kurma ve meditasyon halleri vardır. Kontrol yitiminin aksine, bilinçli olarak uyku ile irtibat halinde olunur ve akışında ilerlenir. Şangay’daki Hufo tapınağına bir ziyaretim sırasında hayran olduğum, paha biçilemez dev bir beyaz yeşim taşının gövdesine oyulmuş olan görkemli uyuyan Buda heykelini izlerken uykunun zamandan bağımsız hali üzerine derin derin düşünmüştüm. Bu heykel, tetikte ve zamandan bağımsız bir oluşun, gözleri tamamen açık uykusunun sembolüdür.</div>
<div>Uykuya ilişkin bir başka gözlem de, uyumakta olan bir insanın hiçbir şeyde değilse bile, vücudu ve hayatı üzerinde çok sınırlı bir kontrole sahip olduğudur. Yaygın inanışa göre, sınırlı farkındalığın bu savunmasız hali, insanların uyanık halinden (o şekilde adlandırılıyor) çok farklıdır.</div>
<div></div>
<div>Gerçekte, eğer insan kendini gözlemleyebilseydi, uyanık olduğunu düşündüğü anlarda dahi uykuda olduğunun dudak uçuklatıcı doğruluğunu saptayabilirdi. Bu böyledir, çünkü sıradan bir insan parçalanmış bir varlıktır; hali içsel birlikten, bütünlükten çok uzaktır. Bu nedenle, ‘Ben’ diyebileceği, kalıcı bir kimliği yoktur. O, bir olmadığı gibi, bir kalabalık, bir çokluk halindedir; ruh halleri, istekleri, kendi yaşamına dair esas algısı daimi bir gel-gitten fazlası değildir.</div>
<div></div>
<div></div>
<div><strong>Hipnotik Uyku</strong></div>
<div></div>
<div>Hipnotik bir uykuyla mühürlenmiş, gerçek bir irade olmadan işe giden, öğreten, kirleten, üreyen “uyurgezerlerin” ve özellikle birbirinin yoluna çıkan ve kavga eden, uyutmaca yüzünden değilse de, uyuşukluk hali ile kuklalar gibi, görünmeyen ipler tarafından hareket ettirilen 7 milyar insanın yerleşik bulunduğu bir gezegenin vizyonu tüyler ürperticidir, fakat aynı zamanda dünyanın neden hiçbir zaman çözememiş olduğumuz binlerce yıllık kötülükler tarafından istila edildiğini açıklamaktadır.</div>
<div></div>
<div>Bu hipotez, ilerleyen zamanlarda, geçmiş fikirlerin ve bilimsel düşüncelerin yapı taşları olarak tanınmış o güçlü ve aykırı düşüncelerin gerçek büyüsüne sahiptir.</div>
<div></div>
<div> <em>“İnsanlar; uyurgezer bir hal içinde, endişelerinin tedirginliğinde, şüphe ve korkular tarafından gölgelenmiş ve günlük ihtilafların içinde kaybolmuşken birbirleriyle karşılaşırlar. Adeta anlamsız ve dışsal hedeflerin, anlamsız menfaatlerin peşinden gitmek üzere karşılaşırlar.” </em>Tanrılar Okulu</div>
<div></div>
<div>Geceleri,  sadece uyumadığımızın fakat birkaç kısa duru görü anı, gerçek uyanıklık hali dışında bütün ömrümüzü bir bilinçsizlik hali içinde harcadığımızın keşfi, vizyonumuzu kaderimizle birlikte sonsuza dek değiştirebilir.</div>
<div></div>
<div></div>
<div><strong>Düşleme Sanatı </strong></div>
<div>Hiçbir politik, dini veya felsefi sistem toplumu dışarıdan değiştiremez. Sadece bireysel bir devrim, psikolojik bir yeniden doğuş, oluşun, her insanın tek tek, hücre hücre iyileşmesi bizi dünyanın hipnotik tanımından, kendi yarattığımız hapishaneden özgürleştirecektir. Bizi, daha zeki, daha doğru, daha zengin ve daha mutlu bir insanlığa doğru yönlendirecektir.</div>
<div></div>
<div>Önemli bir girişimci ve yardımsever olan arkadaşım George Koukis ile birlikte geleceğin liderlerinin, yeni bir insanlığın hücrelerinin düşleme sanatını öğreneceği bir Okul olan “Dream for the World” ü destekledik. Düşlemek, uyanmak demektir, bütün hipnotik durumları dışarıda tutmak, içeri almamak demektir. Kendi kendini baltalamayı, kendini yok edici herhangi bir eylemi durdurmak demektir. Olumsuz ruh hali veya duygular da dahil olmak üzere korku veya şüphe içinde olmayı bırakmak demektir. Düşleme Sanatı, kendi gerçeğinin yaratıcısı ve hayatın tıpkı düşlediğin gibi olduğunun farkına varmak, dünyanın veya kendi yaratımının kurbanı olmayı bırakmak demektir.</div>
<div></div>
<div><a href="http://profstefanodanna.com/tr/files/2012/06/hypnos2.jpg"><img class="size-full wp-image-160 aligncenter" title="hypnos2" alt="" src="http://profstefanodanna.com/tr/files/2012/06/hypnos2.jpg" width="370" height="207" /></a></div>
<div>
<div></div>
<div>
<div></div>
<div><strong>Hipnoz </strong></div>
<div>Eğer Metropolitan Sanat Müzesi’ni ziyaret ederseniz, Hypnos’un hayranlık uyandıran 1.yy Roma’sına özgü nadide bronz heykelini görme fırsatını kaçırmayın. Klasik mitoloji, onu, kanatları kafasına iliştirilmiş, boyundan yukarısı görkemli genç bir insan olarak uykunun simgesi diye tarif eder. Gece Tanrıçası’nın oğludur ve öyle bir gücü vardır ki; sadece insanlar değil, tanrılar bile ona karşı koyamaz. Bir hikayeye göre; Hypnos, bir Yunan adasında yeraltında bir mağarada yaşarmış; unutkanlık ve kayıtsızlık ırmağı Lethe&#8217;nin suları bu mağaranın içinden akarmış.</div>
<div>Ama Hypnos’un efsanesinin, köklerini eski Yunan-Roma mitolojisine salmış olan en ilginç kısmı, “somnus imago mortis”, “uyku, ölümün sembolüdür” ün rahatsız edici vizyonunu taşımaktadır. Aslında, Hypnos’un sadece bir erkek kardeşi yoktur, üstelik ikizi olan bir erkek kardeşi vardır ki O da ölümün ve faniliğin simgesi olan Thanatos’tur.</div>
<div></div>
<div></div>
<div><strong>Neden uyanığız?</strong></div>
<div>Antropologlar, sosyologlar, gelenek ve görenek uzmanları, hepsinden önemlisi bilim adamları uykuyu denetleyen ve düzenleyen mekanizmayı keşfetmeye çalıştılar ki uykunun gizemli sebebinin etrafındaki pusuyu dağıtabilsinler. Fakat bu zamana kadar şu soruya elle tutulur bir yanıt bulunamadı: Neden uyuruz?</div>
<div>Uykuyu kavramak için daha az tercih edilmiş olan bilimsel bir yolu izlersek, bu sürecin daha da derinleşeceğine ve araştırmamızın odağını uyku halinden, uyanıklık haline çevirirsek ve ‘neden uyuyoruz?’ sorusunu sorarsak hiç ummadığımız sırların ortaya çıkacağına inanıyorum. Ya da daha da basitçe: uykuda olmakla uyanık olmak arasındaki gerçek fark nedir?</div>
<div></div>
<div>Öne süreceğim en son tez, hipnotik uykunun insanın yaşamını acımasızca yönettiğidir. Hipnotik bir uykuya dalmış, ızdırap ezgisiyle uyuşmuş olan sıradan insanlar kendilerine yalan söylemeye devam edecekler. Hayatları ne kadar kötü olursa olsun, ona boyun eğmeye devam edecekler ve asla kaçmak için gerekli iradeyi ve yeterli enerjiyi bulamayacaklardır.</div>
<div></div>
<div>Şimdi, Thanatos’un ikiz kardeşi olan Hypnos’un Yunan Mitolojisindeki efsanesinin derin manasını anlayabiliriz. Hipnotik uyku manevi ve psikolojik bir ölümdür. Uyku halinin karşıtı, bir çeşit zombi ya da uyurgezer olmak değildir, fakat gerçekten hayat dolu, tetikte ve farkında olmaktır. Yönetilmek değil, yönetmek demektir, yani bir iradeye sahip olmak demektir.</div>
<div></div>
<div>Ulysses (Odysseia’nın diğer adıdır) , sirenlerin karşı konulmaz şarkılarına itaat etmemek, gemiyi terk etmemek ve gezegensel rehavetin içine düşmemek için mürettabatına onu ana direğe bağlamalarını emreder. Halatlar onu ilkelerine sıkı sıkıya bağlar. Onun bu kararı gerçek bir kahramanın davranış şeklidir. Sembolik olarak, yeni insanlığa sağduyu ve özgürlüğün peşinden gitmesi için yol göstermektedir. Onların mottosu, Lupelius’un savaşçı-keşişleri için çoktan icat edilmişti: daha az uyu, daha az öl, daha fazla düşle.</div>
</div>
<div></div>
<div><a href="http://profstefanodanna.com/tr/files/2012/06/large_Ulysses-and-the-Sirens.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-161" title="large_Ulysses and the Sirens" alt="" src="http://profstefanodanna.com/tr/files/2012/06/large_Ulysses-and-the-Sirens.jpg" width="180" height="180" /></a></div>
<div></div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://profstefanodanna.com/tr/2012/03/01/sleep/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
